Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Sakine Cansız’ın anlatımıyla 27 Kasım 1978

Sakine Cansız’ın anlatımıyla 27 Kasım 1978

27 Kasım 2018, 18:50

Fis köyünde, Kürtler için tarihin akışını değiştirecek bir toplantı gerçekleşti. O güne kadar Apocular diye bilinen grup o toplantıdan sonra partileşecekti. PKK’nin Kuruluş Kongresi olarak gerçekleşen o toplantıda ilk kadın kadrolardan Sakine Cansız (Sara) da bulunuyordu.

9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız, 27 Kasım’a giden süreci, Kongreyi ve sonrasını onun anlatımlarından aktarıyoruz.

Amed’de sisli ve yağışlı bir gün… Abdullah Öcalan, Cemil Bayık, Sakine Cansız ve Kesire Amed’den taksiye biner. Akşam üzeri Lice’ye doğru yol alınır. Akşam karanlığında Fis köyüne varırlar. Fis’te daha önceden hazırlanmış eve girerler. Sonra 20 kişi daha gelir. Evin sahibi Seyfettin Zoğurlu’dur.

Kongre hazırlığını bizzat Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yapar. Mazlum Doğan ve Seyfettin Zoğurlu da pratikte bu çalışmayı yürütür. Mehmet Karasungur ile o sırada tutuklu bulunan Kemal Pir kongreye katılmazlar. Öcalan’ın Kongre’nin divanında Hayri Durmuş’un yer almasını ister.

Fis köyündeki toplantıda, Apocu Hareketin büyüdüğü ve halk hareketi haline geldiği tespiti yapılır. Artık bundan sonra bir örgüt, grup değil parti olması gerektiğine sonucuna ulaşılır.

78 Kasımı’nın son pazar günü Lice’den, Reqa’ya kadar tarihin akışını değiştirecek PKK Hareketi’nin doğuşu gerçekleşir. 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız, büyük emeğinin bu tarihi değişimi anlattı.

‘’Mutlaka bu hareketin içine girmek, her şeyi buna adamak gerekiyordu. Dersim’i ve aileyi terk ettim. O baskıları kabul etmedim. Devrimcilikte ısrar vardı. Öyle çıktım, Ankara’ya gittim. Gizli oldu bu tabii.

Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde arkadaşların olduğunu biliyordum. Orada ilişki kurabileceğimi düşündüm. İkinci gün Siyasal’a çıktım gittim. Kampüse giderken Akasya ağaçları vardı. Orada bir grup arkadaş oturuyordu. Arkadaşlara, ‘Ali Haydar Kaytan arkadaşı ve arkadaşları arıyorum’ dedim.  ‘Evden kaçtım geldim’ dedim. Sevindiler. İlk kez böyle bir şeyle karşılaştıklarını söylediler. ‘Ali Haydar burda yok, Dersime gitmiş’  dediler.

İlk karşılaşma

Başkan da oradaydı, gözlüklüydü, oturuyordu. Uzaktan bir karşılaşma oldu. İlk, uzak karşılaşma böyle oldu. Daha sonra İzmir’e gidip döndüğümde, Başkan ile Hukuk Fakültesi Kampüsü’nde biraraya gelmiştik. Önderlik tartışıyordu. Diğer sol gruplardan bazıları vardı. Başkanın tartışmalarını büyük bir dikkatle dinliyorduk. O süreçte bir iki kere karşılaştık. O karşılaşmalar büyük bir heyecan yarattı. Hep ilgiyle dinliyorduk. Fakat çok farklı bir tartışmamız, konuşmamız fazla olmadı. Diyebilirim ki, Önderliği yakında görme, tartışma ilk kez Elazığ konuşmaları ve Bingöl’de Mehmet Karasungurların evinde oldu.

75’de arkadaşlarla bu tarzda bir ilişkilenme vardı. 76’da ilişkiler, eğitim çalışmaları temelinde sürdü. Eğitim çalışmaları yapıyorduk ve Dersim’deydik. 76’nın Ağustos ayında çıktım. Kopuş olmadı, Ankara’ya gittim. Orada farklı koşullar vardı, durmadım İzmir’e gittim. İzmir’de belli bir yakalanma süreci oldu. İşçi eylemlerine katıldım.

1977, Ankara

Ankara’ya 77’nin başlarında döndüm. O zaman Önderlikle o belirttiğim karşılaşmalar oldu. O yıl içerisinde biz Kesire ile birlikte Kürdistan’a döndük. Elazığ’a birlikte dönmüştük. Artık o şekilde çalışmıştım artık.

Dersim’de sorumluluk düzeyinde Fuat arkadaş vardı. Mazlum arkadaş da zaman zaman kaldı. Daha önceki yılda Rıza arkadaş gelmişti. Cuma arkadaş vardı. Cuma arkadaş zaten daha sonra bölge genellinde kaldı ve bölgeden sorumluydu.

Ben o dönemde, İzmir’de Buca cezaevindeydim. Cezaevinden çıktığımda, Aydın Gül ve Haki Karer arkadaşın şehadetini öğrendim. Tabii bu, bizim Türk soluna karşı yaklaşımımızı etkiledi. Eleştirilerimizi daha çok yoğun geliştirdik. İdeolojik mücadeleyi daha çok keskin verme gereğini duyduk. Enternasyonalist görevden bahsediliyordu, Kürt halkıyla kardeşlikten bahsediliyordu ama öten yandan arkadaşlarımız katlediliyordu. Bu büyük bir öfke yarattı. Bu hem kendimizi ideolojik olarak korumayı hem fiziksel olarak korumayı gündeme getirdi.

Elazığ toplantısı

Elazığ’da o zaman DEV-GENÇ ve biz vardık. Biz hızla gelişiyorduk. Önderlik Elazığ’a geldi. Çok kişi bilmiyordu geleceğini ve toplantı yapacağını. Güvenliğe dikkat ediliyordu. Keban’a bağlı Birvan köyüne gidildi. Sanırım 15 Şubat tatiliydi. Toplantı okulda yapıldı. Büyük bir sınıftı, doluydu. Hem DEV-GENÇ tabanından gelenler vardı hem de bizim arkadaşlarımız vardı. Onlardan sanırım Bülent Aydın diye biri katılmıştı. Tabii o bir yığın kitap ve dergiyle gelmişti. Masanın üzeri doluydu. Önderliğin önünde beyaz bir kağıt vardı. Önderlik konuşmayı açtı. Çok sistemli bir konuşmaydı. Kürt sorununu ve çözüm yollarını ortaya koydu. Herkes onun bir şeyler okuduğunu, bir şeylere baktığını sanıyordu ama bembeyaz bir kağıt vardı. Kendisi konuştuktan sonra DEV-GENÇ’li arkadaş konuşmuştu. Tabii o arkadaş, Lenin’den, klasiklerden, dergilerden pasajlar okuyordu. Önderlik ikinci bir değerlendirme daha yapmıştı. Bu kez bazı konulara yeniden açıklık getirerek. Sakin, çok yapıcı, çok etkileyici bir biçimde değerlendiriyordu. Herkes dikkatle dinliyordu. Gece geç saatlere kadar bu toplantı sürmüştü.

77’nin ilk aylarında Buca’da zindanındaydım. İşçi hareketinden dolayı zindana düşmüştük. Çıktıktan sonra kısa bir süre Ankara’da kaldım. Daha sonra Elazığ’da kaldım. Elazığ’da bölge komite içerisinde yer alıdım. Komitelerimiz deneme amaçlıydı. İçinde örgütleme, kadın, gençlik ve eylem birimleri vardı. Daha sonra faaliyet yürütmek için Bingöl’e gittim. Kongre sürecinde tekrar Elazığ’a döndüm.

Aydın Gül’ün şehadeti

Hareketimiz kısa bir sürede politik bir güç haline geldi. 75, 76, 77’ye doğru gençlik hareketini aştı. İlk dönemde daha çok öğrenci gençlik üzerinde etki yapmıştı. Girdiğimiz bütün alanlarda, okullarda nitelikli ve militan gençlik etkilenmişti. Okulların çehresi ve anlamı değişti. Onun dışında sosyal şoven gruplar vardı. İnkarcı yaklaşıyorlardı. Her adımda karşımızda onlar vardı. Ama engelleniyorduk. İdeolojik mücadele veriyorduk. Bu engelleme doğal olarak, ideolojik bir çatışmayı yaratıyordu. Aydın Gül arkadaşın vurulmasında sonra şiddet gündeme geldi. Bunu biz yaratmadık, bu bize dayatıldı aslında. Biz buna karşın ideolojik-politik mücadele ve devrimci şiddeti esas alıyorduk. Kendimizi korumak amacıyla. Aslında meşru savunma bu hareketin baştan beri esas aldığı bir mücadele yönetimiydi. Kürt ilkel-milliyetçi gruplar vardı. Bunlar içinde belirgin olarak KUK öne çıktı. Daha çok Mardin yöresinde KUK’un yoğun saldırıları oldu. İlk kurşunu bize sıktılar aslında. Bunlar belgelidir. Diğer tarafta Hilvan-Siverek ve Batman’da Bucaklar, Süleymancılar ve Raman aşiretleri vardı. Her anlamda çok yoğun bir mücadele yaşanadı.

78, Program Taslağı

78’de Program taslağı dağıtıldı. O zaman biz Elazığ’daydık. Program taslağını okuyup, yoğunlaşmamız gerekiyordu. Bunun farklı bir çalışmaya bizi götüreceğini tahmin ediyorduk. Çok geniş bir arkadaş yapısına yansıtılmadı. Belli bir grup arkadaş taslağı okuyordu. Tabii bunun yanında diğer ülkelerdeki Partilerin ve devrimlerin tarihi inceleniyordu. Rusya’daki Ekim Devrimi, Bolşevik Parti Tarihi, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Tarihi, Vietnam İşçi Partisi Tarihi ve Afrika’da devrimlerini gerçekleştirmiş ülkelerin tarihleriyle ilgili kitaplar da ek olarak okunuyor ve inceleniyordu. Nasıl bir parti? Ordaki partiler nasıl kurulmuş? Bunların tartışması ve yoğunlaşması vardı. Biz bu yoğunlaşmayı Elazığ’da bir grup arkadaş ile yapabildik. Onun sonrasında Kongre’ye gidildi.

Tarihi kongreye doğru

Elazığ komitesi içerisinde Hüseyin Topgider, Meral Kıdır ve Cuma arkadaş vardı. 78’e gelindiğinde Dersim’de önemli bir potansiyel ortaya çıkmıştı. Hareket genişlemişti,  kitleselleşmişti. Hemen hemen bütün okullarla, gençliğin bulunduğu alanlarla, halkla ve esnafla ilişkiler geliştirilmişti. Daha önce diğer sol grupların belli ilişki alan ve merkezleri vardı. Hatta Alevi kesimlerini kapsayan çalışmalar vardı. Her kesime ulaşıldı. Antep’te önemli bir potansiyel vardı. Yine Hilvan-Siverek’te kitlesel bir potansiyelimiz gelişiyordu. Bingöl’de önemli bir kadro potansiyeli vardı. Denilebilinir ki 77’yle birlikte bir kabarış oldu. 78’de de kitlesellik daha çok gelişmişti.

Delege seçimi ve sayısı arkadaşlar tarafından belirlenmişti. Aslında eğer güvenlik sorunu olmasaydı çok sayıda arkadaş katılabilirdi. O açıdan bölgeleri temsil eden bazı arkadaşlar gelmişti. 23 veya 24 kişilik bir gruptuk. Büyük bir heyecan vardı. Hareket neyi emrediyorsa, onu yapma istemi vardı. Kadro şekillenmesi ve göreve yaklaşması böyleydi. Ne dense o yapılıyordu. Ona ruhen hazırlık vardı. Kürdistan devrimciliğinde, devrimcilerinde işe hazır olmama yoktu. Bu Önderliğin yarattığı bir karekterdi. Hiç kimse ben hazır değilim, acaba nereye gidiyorum, yapabilecek miyim böyle çok değişik kaygılara gidilmiyordu.

Fis’e yolculuk

Ben ve Cuma arkadaş Başkan’ın kaldığı eve gittik. Önderlik tartışıyordu. Hazırlıklarımızı, yoğunlaşmamızı ve Program taslağını okuyup okumadığımızı sordu. Yemek yendikten sonra yola koyulduk. Kesire, ben, Başkan ve Cuma arkadaş taksiyle gittik. Karanlık olmuştu. Şoför Zoğurlu ailesinden biriydi, Seyfettin arkadaş olabilir. Fis köyüne gidiyorduk. Fis köyünde gittiğimiz ev dört yol ağızındaydı. Biz gittikten sonra arkadaşlar gelmeye başladı. O gece başlamadık toplantıya. Arkadaşların gelmesi beklendi toplantıya. Ev taştan örülü bir evdi. Bir salonu ve iki odası vardı. Hem sıvası hem yapısı yeniydi. Misafir odasında sedirler vardı.

Ve Kongre başlıyor

Arkadaşlar geldikten sonra sabah kongreye resmi olarak başlandı. Tabii, gelen bütün delege arkadaşları tanımıyorduk o zaman. Başkan, Hayri, Mazlum, Abbas, Fuat ve Davut arkadaşlar vardı. Resul Altınok, Mehmet Turan, Mehmet Şener, Ferzende Tahaç, Baki, Ali Gündüz vardı. Karasungur arkadaş gelememişti. Kadın arkadaşlardan sadece ben ve Fatma’ydık.

Divanda Hayri arkadaş vardı

Başkan, divanı Hayri arkadaşın yönetmesini istedi. Açılış konuşmasını Önderlik yaptı. Hareketimizin amacı ve hedefleri konusunda bir değerlendirme yaptı. Böyle bir çalışma ve üst örgütlülük ihtiyacının nerden doğduğunu ortaya koydu. Değerlendirmeden sonra program taslağı okundu ve onun üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Bazı konularda Mazlum, Hayri ve diğer arkadaşlar düşüncelerini belirttiler. Tüzük ele alındı. Her şey dikkatle okunuyor ve izleniyordu. Büyük bir olgunluk ve sorumluluk vardı. O havayı insan teneffüs edebiliyordu. Her anı, her dakikası, her tartışması sanki yükün daha da ağırlaştığını gösteriyordu. Bu devrimin büyüklüğünü, bu devrimin öyle kolay olmayacağını, bu devrimin sabırla, dikkatle yürütülmesi gerektiği hissini insanda uyandırıyordu.

Tartışmalar

Gündem her alanda gelen delege arkadaşların bölgedeki çalışmayı aktarmalarıyla geçti. Alanlar değerlendirilirken ne kadar cevap olundu, ne kadar görevler yerine getirildi, ortaya çıkan sorunlar nelerdir tartışılırken, bazı arkadaşlarda bir eziklik de vardı. Özellikle Antep ve Dersim’de bazı sorunlar ortaya çıkmıştı. Ajan-provokatör örgütlerin bazı öğelere el atması sonucu bizim anlayışımıza ve ilişkimize ters yaklaşımlar ortaya çıkmıştı. Yine kadronun yaklaşımı ele alınıyordu. Kadronun konumu, geldiği düzey, sorunlara ve görevlere yaklaşımı ele alınıyordu.

Dikkat çeken bir şey vardı: Önderlik her konuşmasından sonra Şahin mutlaka söz alıyordu. Yani en çok konuşan Şahin oluyordu. Fakat çok demagogca bir konuşma. Yani Önderlik, diğer arkadaşların sorunları ele alış tarzındaki mütevaziliğe, sorumluca yaklaşıma, tam sorunu kavratma çabasına, hatta tanımlarken bile her şeye dikkat ediyordu. Şahin’in ise bütün konuşmaları hepimizde rahatsızlık yaratıyordu. O konuşurken bile Önderlik ondan çok sonuç çıkarıyordu. Biz farklı bakıyorduk. Dar, duygusal ve tepkisel ele alış vardı. Önderlik, sanki ‘konuşsun daha iyi acığa çıkıyor’ der gibiydi. Önderliğin o yaklaşımı bize yön veriyordu. Adeta Başkan’la yarışıyordu.

Bu tabii Merkez seçimi için aday önerilerini gündeme geldiğinde de yansıdı. Birçok arkadaş kendisini uygun bulmadığını, layık olmadığını belirtti. Toplantıda Mazlum, Hayri ve Cuma arkadaşlar önerildi. Şahin kendisini önerdi. Tabii Şahin’in bu yaklaşımı farklı bir hava yarattı. Fakat farklı bir toplantıda merkezin daha da genişleteceği belirtildi. Daha sonraki Nisan toplantısında Merkez belirleniyor, genişliyor. Biz o toplantıya katılmadık. Partinin ismi konusunda çok fazla tartışılmadı fakat bazı öneriler gündeme geldi. Komünist Partisi olabilir mi denildi. Vietnam devrimi baştan beri bizim mücadelemizi etkileyen bir öneme sahipti. Yakınlık duyuyorduk. Genel olarak diğer devrimlere de büyük saygı vardı ama Vietnam devriminin özel bir yeri vardı. O konuda isim Kürdistan İşçi Partisi olarak belirlendi. Kapanış konuşmasında Önderlik kongrenin sonuçlarını değerlendirdi. İki gün sürdü. Kongre bittikten sonra herkes kendi alanına döndü.

Kongre’den sonra

Ertesi gün tekrar Elazığ’a döndük. Kongreden dönmüştük. Onun hem heyecanı vardı, hem yüklediği görevler ve sorumluluklar vardı. Çok yaymadık böyle bir kongrenin olduğunu, gizli tutuldu. Beraber çalıştığımız arkadaşlar, belli bir kadro gücü biliyordu. Kongreden sonra komitelerde bir canlılık yaşandı. Örgütlenmede yukarıdan aşağıya kadar daha kapsamlı bir örgütlülüğü esas aldık. Kongreden güç almıştık fakat şematik kaldık. Eylemlilik ve yoğun bir çalışma başladı. Hazırlıklar Newroz’da kendisini gösterdi. Zaten Maraş katliamına cevap özellikle Elazığ yöresinde verildi. Aynı günde tam 10-11 yerde üst üste eylemlilikler gelişti. Çünkü Maraş katliamına özellikle Elazığ’dan çok faşistler katılmıştı. Ayrıca hazırlıklar vardı. İkinci, üçüncü Maraşlar yaratılmak isteniyordu. Sivas’ta, Elazığ’da, Bingöl’de Alevi-Sünni çelişkisini yaratarak yeni Maraşlar yaratma planları vardı. Onlar harekete geçmeden biz harekete geçtik.

Geçiş süreci

Devrimci şiddet de gündeme geldi. Çünkü genel olarak halkımıza ve hareketimize karşı bir saldırı vardı. Bu konuda tedbir almak gerekiyordu. Ama onu örgütlü güce ve tarzına dönüştürmede ciddi bir toyluk vardı. Devletin fiili olarak yönelimi giderek gündeme geliyordu. O konuda bir uyarı vardı. Her kadro kendi çalışma alanında neye dikkat etmelidir. Nasıl kendisini, çalışmayı koruyabilmeli, bunlar tartışılıyordu. Görevler kapsamlaşmıştı. Hareket tarzına dikkat etmek gerekiyordu. Daha önceden bir Elazığ kadrosu rahat Bingöl’e gidebiliyordu. Artık her alanın çalışan kadrosu o alan üzeri yoğunlaşıyordu. Bir ara süreçte aslında. Bir deneme, bir geçiş süreciydi.

İlk bildiri

78’in başında bir süre Bingöl’deydim. Daha sonra Elazığ’a geldim ve kongreye kadar ve sonrası orda kaldım. Komitemiz kongre öncesinde de belli kesimleri temsil ediyordu. Kongreden sonra bu biraz daha yarı resmileşti. Kongreden sonra propaganda-ajitasyon çalışmalar içerisinde de görev verilmişti. Daha önce ağırlıklı olarak Antep’te çalışmalar yürütülüyordu. Giderek Elazığ uygun görüldü.

Tabii bizim Kongremiz kapsamlı bir eylemle ilan edilecekti. Özellikle bazı aşiret yapılanmaların engeli vardı. Halk kitleleri üzerinde yoğun baskıları vardı. Bu anlamda gerici odaklara yönelik eylemliliklerle Kongre ilan edilecekti. Hedef buydu. Fakat yakalanmalar oldu. Onun için de geçikti. Fakat bazı arkadaşlar biliyordu. Genel olarak yeni bir örgütlenmeye ve yapılandırmaya gidildiği hissediliyordu. Bölgelerin birbiriyle ilişkileriyle hissediliyordu. Bölgelerin çalışma alanları biraz daha netleşti. Birbiriyle ilişkiler biraz daha resmileşti. Yine dayanışma vardı. Hemen birden eski çalışma tarzından yeni bir çalışma tarzına geçişte kolay değildi. Bu açıdan hissettiriliyordu. Ama öyle resmi olarak bütün yapıya kongre yaptık denilmiyordu. Biraz da perspektifini sunarak hissettiriliyordu. Aslında kadro yapısı kongrenin olduğunu biliyordu. Ama gizliliğe dikkat ediliyordu. Ben hatırlıyorum, ilk PKK Merkez Komitesi imzalı bir bildiri Newroz bildirisi idi. Kamuoyuna da o şekilde deklere edildi fakat resmi olarak Haziran sonunda Bucak’a yönelik eylemle birlikte ilan edildi.’’ 

(Politika)

Bu haber 39 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Şaka değil, Erdoğan bütün illeri rakı içmesi şartıyla kazanacağını bilse be..