Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Ankara’da Seyit Rıza anması: Devlet geçmişle yüzleşmeli

Ankara’da Seyit Rıza anması: Devlet geçmişle yüzleşmeli

21 Kasım 2018, 18:54

Ankara’da Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Dersim Dernekler Federasyonu ve Demokratik Alevi Dernekleri, Tüm Bel-Sen Genel Merkezi’nde 81 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını andılar. Yapılan konuşmalarda devletin geçmişle yüzleşmesi gerektiği vurgulandı.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Dersim Dernekleri Federasyonu, Dersim 38-39 Bellek Platformu, Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD),  Seyit Rıza ve arkadaşlarını katledilişlerinin 81 yılında Tüm Bel-Sen Genel Merkezinde andılar.

Anmaya Divriğililer Derneği ve çok sayıda kurum temsilcisi ve vatandaş katılım gösterdi. Anmada Çırağlar yakıldı ardından 81 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları için saygı duruşunda bulunulduktan sonra Zakir Hıdır Çelebi’nin deyişlerinin ardından Masumu Paklar için lokmalar pay edildi.

Daha sonra kurumlar adına ortak basın açıklamasını Dersim Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz okudu. Açıklamada şunlar belirtildi:

“81 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda, Dersim’in Piri Seyit Rıza ve arkadaşlarına yönelik bir devlet katliamı yaşandı. Seyid Rıza,Wuşené Seydi, Fındıq Ağa, Hesan ağa, Aliyé Mirzali, Hesene ivraime Resik Wuşen, Seyid Rıza’nın oğlu Seyid Wuşen, hukuksuz ve göstermelik bir yargılamanın ardından idam edildiler. 15-16 Kasım 37’de yaşanan bu katliam, 37-38 ve devamı yıllarda sürecek katliamın ve soykırımın habercisi ve hazırlığıydı.

“DERSİM YALNIZLAŞTIRILDI”

Devlet, büyük kıyım harekâtı öncesi Dersim’i yalnızlaştırarak ve halkı Seyitlerinden yoksun bırakarak, katliam ve soykırımı sürdürmeyi hedeflemiştir. Halk üzerinde baskı ve korkuyu büyütmek için, cansız bedenleri günlerce teşhir edilmiş, Seyitlerimize bir mezar yeri bile çok görülmüştür. Bir ilde Dersim’de katliam yapmak üzere çıkarılmış olan “Tunceli Kanunu”, Dünya’da bir ilktir. Dersim’in Piri Seyit Rıza ve Seyitlerimiz de bu kanuna dayanılarak tek günde yargılanıp, temyizsiz ve meclis kararı olmaksızın, komutan onayı ile idam edilmişlerdir. 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile 1938 de Dersim’de katliamlara ve sürgünlere başlanmıştır. On binlerce canımızın katledildiği 81 yıl önce, insan çığlıklarının silah seslerini bastırdığı, ana karnındaki bebelerin süngülendiği, onurları için kadınların kendilerini uçurumlardan attığı ve hepimizin kutsalı Munzur’un kan kırmızı aktığı bir vahşeti, Dersim halkı hem yaşadı, hem de tanıklık etti. Buna tanıklığın izleri, yaşanan barbarlığın acıları ve etkileri aradan geçen bunca zamana rağmen hala Dersim’in ve Dersimlinin belleğinde tazeliğini korumaktadır.

Hangi yana baksak “Dersim soykırımdır” diyenlerin çığlıklarını duymaya devam ediyoruz. Egemenlerin zulümleri; dağı, taşı, börtü böceği, Dersimde canlı olan ne varsa yakmakla yıkmakla yetinmedi. Bu öyle bir kin ve nefretti ki sanki Muaviye’den tohumlanmış, Yezit’le şekillenmişti. Genel Kurmay arşivlerine göre; 13.182 canımız; çoluk, çocuk, yaşlı, kadın ayrımı yapılmaksızın katledilmiş, bir o kadar canımız da, dilini-inancını bilmedikleri batı illerine sürülmüş ve asimile olmaları için, köylere sadece birer aile olarak dağıtılmışlardır. Resmi ideoloji “Ben bu kadar insanı katlettim.” diyorsa, gerçeği gayrı siz düşünün…

 

 

“SÜRGÜNLERDE YAŞANAN ACILARI UNUTMAK MÜMKÜN DEĞİL”

Katliam sonrası evlatlık verilen kız çocuklarının akıbetleri bilinmezken, sürgünlerde yaşanan acıları unutmak mümkün değilken, günümüzde; barajlar, siyanürlü maden işletmeciliği politikaları ile yok edilmek istenen coğrafyamız, tutuklanarak zindanlarda çürütülmek istenen gençlerimiz, kadınlarımız 38 zihniyetinin bugün daha da katmerli bir şekilde devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Dersim halkının yaşadığı zulüm, günümüzde daha da inceltilmiş 38 zihniyeti ile sürerken, Kerbela’dan Dersim 38 ve günümüze süren Muaviye zihniyeti varlığını sürdürüyor. Alevi inancı üzerinde sürdürülen zulüm politikaları, Dersim 38 zihniyetinin değişmediğinin en büyük göstergesidir.

“DEVLET GEÇMİŞLE YÜZLEŞMELİ”

Devlet; yarım ağız özürleri, günü kurtaran kardeşlik mesajlarını bir yana bırakıp, geçmişle yüzleşmelidir. Dersim’in bir Kerbela olduğunu söyleyenleri samimiyete davet ediyoruz.

Ülkemizde başta Dersim soykırımı olmak üzere, mazlum ve mağdurlara yönelik tüm katliam ve kıyımların son bulması için;

*Devlet kaynaklı tüm katliamlar aydınlatılmalıdır.

*Seyitlerimizin mezar yerleri açıklanmalıdır.

*Dersim 38’in devamı niteliğindeki, bütün ekolojik, ekonomik, kültürel soykırıma son verilmelidir.

*Topraklarımızı insansızlaştırmayı amaçlayan Baraj ve HES projeleri, siyanürlü maden işletmeciliğine derhal son verilmelidir.

*Dersim adı iade edilmelidir.

*Toprağa kefensiz düşenlerimizin hesabı sorulmadan, bizler için bu hesap kapanmayacaktır. *Dersim’liler; acılarının pazarlanmasına ve acıları üzerinden siyaset yapılmasına asla izin vermeyeceklerdir.

*Soykırım sanıkları yargılanıncaya kadar acılarımız dinmeyecektir.

PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin de yaptığı  konuşmada, “Günümüz açısından en önemli husus Dersim Katliamı hala devam ediyor. Mağaralara tıkıp üzerimize gazlar atmıyorlar boğmuyorlar, dere kenarlarında kesmiyorlar, çoluk çocuk öldürmüyorlar belki ama bizim doğamızı katlediyorlar, inancımızı katlediyorlar, kültürümüzü katlediyorlar. Daha bu yaz yaşadık, sistematik olarak orada ormanlar yakıldı. Devlet günlerce seyirci kaldı, devlet bunu teşvik etti. Ve bu her sene yapılıyor. Yol yapım bahaneleriyle Dersim’in doğası katlediliyor, baraj yapım bahaneleriyle Dersim parçalara ayrılıyor, Dersim üzerinde bu katliam politikaları halen devam ediyor. O yüzden Dersim 38 anmaları sadece bizim için canlarımız için ağlamak değildir. Dersim 38 anmak aslında mücadele etmek demektir. Mücadele anlayışını geliştirmek demektir diyerek sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından  Dersim anması paneli gerçekleştirildi. Moderatör olarak DAD Ankara Şube Eş Başkanı Murat Işık’ın yönettiği panele konuşmacı olarak Menşure Doğan, Araştırmacı Tarihçi Yazar Namık Kemal Dinç, Araştırmacı -Yazar Mesut Özcan katıldılar.

Moderatör Murat Işık yaptığı açılış konuşmasında, “Ne yazık ki 15 Kasım anmasını Dersim açısından insanlığın en büyük yüz karası, soykırım olarak ifade ediyoruz. Soykırımda en fazla yitirdiğimiz dilimizdir. Katliamdan metropollere gelen kuşağın torunları olarak bizler dilsiz bırakıldık. Bir şekilde kendimizi ifade etmekten yoksun bırakıldık. Kültürel soykırım politikasının yarattığı bu dilsizleştirme, inansızlaştırma, kimliksizleştirme politikasına karşı Dersim’liler belli ki hala bir damar. Bu yüzleşmeyi ve bu hatırlatma sürecini hala istiyor ve yoğun bir şekilde ülkenin dört bir yanında bu katliam lanetleniyor. 15 Kasım’ı biz Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda andık.

Namık Kemal Dinç ise şunları kaydetti:

“Osmanlıdan bugüne uzanan devlet politikaları açısından özellikle zihinsel bir süreklilik söylem ve politikada dönemsel değişiklikler üzerinde duracağım. Bu konuşmayı 5 ayrı bölüme ayırdım.

1.Dönem klasik Osmanlı dönemi. Biz genel de meseleye Dersim eksenli bakıyoruz ama bence burada sorunu biraz daraltıyoruz. Zamansal bütünlük açısından baktığımızda 1500 bugüne uzanan tarihsel bir süreci ele aldığımızda aslında sadece Dersim eksenli bakmak yerine dönemler itibariyle devletin aAvi politikası, Kızılbaşlara ilişkin yaklaşımları, Kürtlere yaklaşımları, devlet politikalarının Dersim’e sirayet ettiği ekseninde baktığımızda meseleyi daha doğru ve bütünlüklü kavrarız. Bizim genellikle biraz canımız çok yandığında 37-38 acısını hala içimizde çok sıcak hissettiğimizden, biraz böyle bakıyoruz. Tarihsel perspektif açısından bunların önemli olduğunu düşünüyorum.

1.Dönem klasik Osmanlı dönemi. 1515 Çaldıran’la birlikte başlayan dönem. Çaldıran’a kadar Dersim Osmanlı hâkimiyetinde değildir. Osmanlı’nın hâkimiyeti 1515 Çaldıran’la birlikte başlar. Klasik Osmanlı’nın hâkim olduğu dönemde burada Osmanlı Çemişgezek beyliği Çemişgezek eyaleti sancağı benzeri farklı idari birimler altında olsa da sonuç itibariyle içişlerine karışmadığı bir sistem uyguluyor. Bu sadece Dersim’e özgü bir durum değil. Devlet olarak karışmadığı bir yer olmasına rağmen devlet olarak Dersim’le ilgili algısı Kızılbaş Kürt kimliği o dönemde vurgulanır ve iki yönlü tehlike odur.

Sahavilerin hala etkisinin olduğu bir yerdir yani şah İsmail ve onun devamı olan Sahavilerin ki Osmanlı ile İran arasındaki çelişki hala bugün de devam ediyor. Onların bir uzantısıdırlar diğer inanç açısından da aslında burası sapkın onların tabiri ile zındık, sapkın ve dinsiz olarak ifade edilen ve o dönemlerde verilen fetvalara da bakılırsa, Ebu Suud efendinin fetvalarına bakılırsa bunların dinden çıktıkları öldürülmesinin vacip olduğu, bunlarla savaşa girilirse yaralının gazi olduğu, ölenin şehit olduğu, bunların mallarına karısına kızına el koymanın mubah olduğu, bunların din değiştirmesinin büyük sevap olduğu, -klasik literatür- burada Dersim’e ve Kızılbaşlara kullanılır. O dönemdeki farklı topluluklar, tahtacısı Ali İlahisi, Ezidi’si benzeri; bunların hepsini sapkın olarak değerlendirir. Klasik dönemde yaklaşım budur. Ahlaksızlık ve mum söndü gibi benzer şeyler hiç bitmez, bugüne kadar gelen şeylerdir.

Dönem Tanzimat döneminden 2. Abdülhamit döneminin daha hâkim olduğu, siyasetini geliştirdiği 1839-dan 1890 yılına kadar olan bir zaman dilimi.

Bu dönemde devlet modern bir devlet inşa etmek isterken, eskinin ayrıcalıklı dönemini ortadan kaldırmak temel hedefi. Buna merkezileşme politikası diyorlar. Eskiden oraya bir bey atardı onun üzerinden orayı yönetirdi. Bu son veriyor. Ben oraya merkezden bir vali atayacağım, eski ayrıcalıkları içişlerine müdahale etmeme durumu son bulacak. Ben orada her şeyiyle hâkim olacağım. Kaç kişi var nüfusu nedir, kaç çocuğu var, bunların hepsinin kaydı lazım bana diyor. İlk nüfus sayımı 1829’dur. Mesela eğitimin zorunlu olması bu dönemdedir. Okulların açılması adliye teşkilatının açılması 2. Mahmut döneminde başlar Tanzimat bunun uygulanması için devreye geçirilir. Çünkü bu dönemde Milliyetçilik hareketleri vardır. Osmanlının hâkim olduğu bu coğrafyada özellikle Hristiyan toplumlar haklar isyan etmekte ve bağımsızlık istemektedirler. Sırplar, Yunanlılar bağımsızlıklarını ilan ederler. Osmanlı bunları tutmak için derki hepimiz Osmanlıyız. Osmanlı vatandaşlığı temelinde hepimiz eşitiz. Aramızdaki ayrıcalıklar son bulacak bundan sonra hepimiz eşitiz. Bu dönemde diğer uluslardan hakların tanınması durumu var inançlarının tanınması durumu var. Kızılbaşlar yine yok. Eskiye dair sapkın zındık, mülhit o dönemde de devam eder. Klasik Osmanlıcık politikasından vazgeçecek, İslamcılık anlayışını benimseyecek meşhur Panislamizm, İslam Birliği olarak ifade edilen bir siyasete geçiş dönemidir. Bu dönemde Kızılbaşla birlikte Alevi kelimesinin kullanılmaya başladığını devlet raporlarında, değerlendirmelerinde görüyoruz.

5 BİN KİŞİ KURAN KURSLARINA GÖTÜRÜLMÜŞ

Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan da, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“12 Eylül darbesinden sonra dönemin Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Kemal Güren, MGK meclisteki odasına götürdüğü bir raporu söyle açıklar: Gençlerimiz dini bilgiler bakımdan boşlukta hissediyorlar kendilerini, dini bilgilerle yetiştirilemiyorlar. Bu boşluk başka sol kesimler tarafından şekillerde doldurtuluyor. Dini konulara karşı olan kişi ve gruplar gençlerimizin yanlış bir takım bilgilerle dolduruyorlar böylece bu zararlı hale getiriliyorlar

Özellikle Dersim’de yoksul çocukları yatılı bölge okullarına ki bu sayı az bir sayı değil yaklaşık 5.000 kişi Dersim’in dışında Kuran Kurslarına gönderiliyor. Gönderilenlerin önemli bir bölümü geri dönüyor. Bunların içerisinde Mısıra El Elzer Üniversitesi’ne kadar gidenler oluyor. Müslümanlaştırma nedenlerinden birini görevli Kenan Güven şöyle açıklıyor: Sizleri Müslümanlaştırmak için geldim diyordu Kenan Güven’in kuran kurslarına gönderdiği çocuklar. Diyanet İşleri Vakfı’na, farklı illerde Diyanet İşlerine bağlı kuran kurslarına gönderilirler.

Bu işin bizzat içinde yer alanlardan birisi de 1984-86 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürü olan ve 3 Kasım 2002 yılında AKP Çankırı milletvekili seçilen Hikmet Özdemir’dir. Özdemir, Dersim’de inşaat çalışması yaparak 350 öğrenciyi İstanbul Çağlayan Kuran kurslarına götürür. Çağlayan kuran kursu da o dönemler kapalıdır. Dersim’ deki çocuklar gönderilince açılır.

Günümüze geldiğimizde 2008 Munzur Üniversitesi açılır. Durmuş Öztuğ rektör olduğu dönemde şu ifadeleri kullanmıştı. Dersim’de ki üniversitede solcu olmayacak, alevi olmayacak Kürt olmayacak ama herkes olacak. Daha sonra bu rektör terör örgütü ilan edilen FETÖ’nün desteği ile Dersim’de bir Alevi sempozyumu gerçekleştirdi. Ve bu Dersim sempozyumuna aslında daha çok Dersim’li olmayan dersim Aleviliğini anlattığı bir sempozyumdu.

Dersim’de yağma ve talandan bahsediyorsak, 3 kurum var. Munzur üniversitesi, Tunceli Cemevi, bir diğeri de kayyum olarak atanan belediyedir.

Rektör Dersim’de insanların inanç olarak boşlukta olduğunu bu boşluğu doldurmak için Dersim’de Alevi Bektaşi enstitüsünün kurulması gerektiğini söylüyor. Bu enstitüyü kurarken yanında Alevilikle pek yakından ilgisi olmayan bir takım kişileri alıyor ve bunun içerisinde Tunceli Cemevi başkanı da var.

Mensuere Doğan da, “Nenemin dili besmeledir, benim için neden nenemin dili? Çünkü artık anneler evlatlarına dilini aktarmasının riskini göze alamıyorlar. Ve bu anadili için ödenen bedelleri unutmak, artık modern olup köy dili konuşmuyorlar, artık asimile olup bilmiyorlar. Sebep ne olursa olsun sonuç acıdır” dedi.

Doğan şöyle devam etti:

“38’i unutmamak, dilini inancını unutmamaktır. Unutmamak Dersim’liler için bir ibadettir. Çünkü Kerbela unutulmadığı için yas sayılır, derdi nenem. Nenem dilimizi ve inancımızı bize yasaklayan, soyumuzu, sopumuzu kıran bir devletin resmi dilini kullanmak istemiyor. Kullanmazdı da. Şaşırırsam diye kendi diline lanet okuyor. Eğer diyor ki eğer bir tek kelime Türkçe bu dilimle telaffuz edersem lanet olsun bu dilime. Protestosu böyle. Kendince en onurlu bir duruş. Çünkü kurtulmasına sevinmemiştir.

Ardından yakılan Çırağlar sırlanarak anma etkinliği sonlandırıldı.

Cebrail ARSLAN/ANKARA

Bu haber 41 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
”Bizler İnsan hakları savunucuları olarak; insan eliyle gerçekleştiği için ..