Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Ayten Şimşir yazdı; Kerbela ve Kadın

Ayten Şimşir yazdı; Kerbela ve Kadın

13 Eylül 2018, 11:41

Yolun sahibi iken; Yarım yolun Kadınları olduk !,Hakkın Cemali iken; Canın Cemali oldukYolun sahibiyken; Yolun gözcüsü olduk !Kerbela da Zeynebin direnişi ile anılırken günümüzde tüketimin öznesi olduk;

Biz Raa Haq Alevi süreği olarak Aşura, Muharrem ve Kerbela’ya nasıl bir mana biçer, yolumuzun neresinde tutarız kısmına değinmeyeceğim, çünkü dergimizin diğer sayfalarında araştırmacı ve yazarlarımız bu konuya gerektiğince değinerek izah etti. Biz Kerbela Vakası veya Kerbela Katliamı olarak tarihe yazılan olaya çok kısa değinip bir anımsatma yaptıktan sonra belleklerde pek anılmayan Zeynebin duruşuna dolayısıyla da Kadim  Yolumuzun zahir ile batında Zeyneb kimliğine neleri sırlayarak bugüne taşıdığına dilimiz döndüğünce, lisanımız yettiğince  değineceğiz.

===Kerbela Vakası/ Katliamı
Ben bacıyım çok ağlarım
Kınamayın, yaralıyım
Ben Zeynebim çok ağlarım
Kınamayın, yaralıyımım

Kerbela Savaşı/ Olayı/ Katliamı 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünki  Irak’ın Kerbela şehrinde İslam peygamberi Muhammed’in torunu Hüseyin Bin Ali’ ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi Yezid’ e bağlı ordu arasında gerçekleştiğini tarihi birçok veriden öğrenebiliyoruz. 632 yılında İslam Peygamberi Muhammed’in vefatı ile birlikte, yazılı herhangi bir vasiyetinin olmaması iç iktidar tartışmalarını başlatarak İslam içerisinde bölünmelern başladığı an oluyor. Muhammed’in hayatta iken halifesi olarak Ali Bin Ebu  Talib’i seçmiş olduğu Ehli Beyt yani aile bireyleri tarafından beyan edilsede ne yazık ki bu böyle olmuyor.Akil kişiler olarak benmsenen Hakim kişilerce Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin halifelikleri uygun görülüyor. Halife Osmanın katledilmesinin ardından taraftarları katil bulunana dek Ali’nin halifeliğini tanımayacakalarını belirttiklerinde artık devletşen islam yapılanması Muaviye ve Ali ekseninde ikiye bölünüyor ve İslam tarihinde ilk kez biri ç savaş yaşanıyor. 661 yılında Küfe’de Ali’nin katledilmesinin hemen ardından kendini halife ilan eden Muaviye halk tarafından seçilmeyen, zorla iktidara gelen lider olarak kabul görmemiştir. Muaviyenin ölmeden evvel kendi yerine yetiştirdiği Yezid ise daha halife olmadan evvel Ali’nin oğlu Hüseyin’i hasım olarak görmüş, halife olur olmaz da bu yönlü politikalara imza atmıştır. Yezid slami çevreleri kendisine bşata çağırırken Hüseyin ve Ehli Beyt ailesinden bir kesimin biat etmediğini biliyoruz. Hal böyle olunca yaşam alanı daralan ve ailesiyle birlikte Küfe’lilerin destek çağrılarına ikna olan Hüseyin 70 civarı akrabası ile birlikte yola çıkıyor. Kafile kamp halinde iken kuşatılarak önce suları kesiliyor, günlerce aç ve susuz bırakılmalarına rağmen Yezid iktidarına biat etmeyeceklerini söyleyerek savaşmayı seçiyorlar. Ve hepimizin tarihi anlatılardan bildiği üzere özellikle erkekler vahşice katlediliyorlar. Kadın ve çocuklar ise türlü eziyetlerle Şam’a götürülüp orada tutuklanıyorlar, bir yıl tutuklu kaldıktan sonra yerel halkın aşırı tepki vermesi üzerine salıveriliyorlar Ve bu katliamdan kurtulan kadınlar gittikleri her yerde bu katliamın boyutlarını anlatarak bugüne kadar taşınmasında etkili olmuştur.

Bu kadınlardan bir tanesi gerek Kerbela’ ya giden Hüseyin’ in mücadeelsinde haklı olduğu inancını hiçbir zaman yitimeyen ve bu uğurda ona eşlik etmek için eşini ve evini geride bırakan, kardeşi Hüseyin ile birlikte öz çocuklarının da vahşice katline tanık olan Zeynep !!! Peki kimdir Emevi İslam bağnazlığının kadın cinsini köleleştiren siyasetine karşın, çağları aşan ve bugüne kadar direnişin sembollerinden birisi haline gelen kadın.. Zeynep Ali ve Fatıma’nın kızı, Hasan ve Hüzeyin’ini öz kız kardeşidir. Zeynep Kerbela’da ölümle yüz yüze geleceğini bilerek kocasının tüm telkin ve çabalarına karşı ‘’koca’’ iktidarını red etmiş ve haklı mücadelede yerini almıştır. Dönemin koşullarını incelediğimzde bir kadının eşinin iktidarına karşı çıkması neredeyse rastlanır bir durum değildi, bu haliyle baktığımzda köleliğe karşı büyük bir başkaldırının, kadın iradesinin adıdır da Zeynep. Tarihin önemli demlerinden birinde hak ve hakikati savunmuş,idealleri ve inandığı değerler uğruna zulumat nesline boyun eğmemiştir. Şam’ a getirilen kadınlar arsında yer alan ve türlü işkencelere maruz kalan Zeynep biat etmemiş aksine dönemin koşullarında tutuklu kadın ve çocuklara karşı öncülük misyonunu üstlenmiştir. Kendisine edilen onca hakarete, kimi rivayetlere göre Şam sokaklarında çırılçıplak dolaştırılarak hakaretlere uğramasına rağmen zalimlere karşı her zaman dik duruşun sahibi olmuş ve yaşamı boyunca da hak ve hakikat mücadelesinde yerini almıştır.

==Hüseyni duruşu anlamadan Zeynebi anlamak ve yaşama katmak imkansızdır
Leyla Ekber’den ayrıldı
Zannettim cihan yıkıldı
Davası mahşere kaldı
Başıma karalar bağladım
Kardeşlerimi vurdular
Bedenlerini doğradılar
Libaslarını soydular
Dolandım dolandım kefen aradım

Kimilerine göre aile içi bir iktidar çatışması kimilerine göre kendini ve ailesini tehlikeye atan bir durum olsada Kerbela biz Alevi toplumu için bambaşka bir yer teşkil eder. Zulme ve tekçiliğe karşı biat etmeyen Hüseyni duruşun tekçi iktidar zihniyetine karşı yürüttüğü direnişin adı Zeynep şahsında ise kadın iradesinin temsilinde etkili bir dem i devrandır Kerbela…

Özellikle İslami kaynaklarda yer alan birçok bilgiye göre Zeyneb tutsak edildikten sonra Yezid’in sarayına getirilmiş ve kendisinden biat etmesi istenmiştir. Bu esnada yaptığı konuşmadan bir kesite göz attığımızda binlerce yıldan süzülüp gelen ana soylu kadın kimliğini izlerini biraz daha net görebiliriz;

Ey Yezid; Bu mu sizin adaletiniz ? Bizim örtülerimizi/kıyafetlerimizi açtırmakla masumiyetimizi ayaklar altına düşürdün, senin iktidar hırsın yüzünden kent kent dolaştırıldık ! Dağlards yaşayanlardan,yol kıyılarına, pınar başlarında çadır açanlara kadar varlıklısıyla,şereflisiyle, şerefsiziyle, yaşlısıyla genci ile her çeşit insan bizi seyretti !

Ey Yezid;   Seni devlete başkan yapanlar ve Müslümanların sırtına zorba sanatını yükleyenler çok geçmeden görecekler başlarına neelr geleceğini. Mezalimin meyvesi ancak nefrettir ve her taşkınlığın ardında bir acı yatar, içimizden hanginz fark edebilirsiniz; kimin azıttığını kimin sapıttığını ? Herkes bilmelidir ki  bu sapkınlık Müslümanların başına bir gün büyük dertler açacaktır..

Zeynep Hüseyin ve çocuklarının katledilmesinden yaklaşık bir buçuk yıl sonra yaşamdan ayrıldı. Ancak kadın ve çocuklardan oluşan bu etkisiz gibi görünen grubun örgütlenerek mücadele etmesinde ve Kerbelanın unutumamasında etkili bir öncü oldu. Kardeşinin katledilmesinin ardından susup bir köşede oturmayı seçmedi, yaşamı boyunca yanlış bulduğu birşey ile uzalaşmadı, inancından ve duruşundan  asla taviz vermedi. Bu duruşu ile ‘’ Hüzeyin’in hesabını soran  yokmu, mazlumların hesabını soran yokmu’’ çağrısı uzun yıllar yankılandı islam coğrafyasında.. Olaylar birbirini izledi ve ne yazık ki islam coğrafyası yine kanlı bir döneme ev sahipliği etti. Korkun olaylar birbirini izledi ve ekilen kin tohumları ne yazık ki fazlasıyla cana mal oldu ve olmakta.

Gitmişti su getirmeye
Rukiye’yi sevindire
Çekilirmi böyle çile
Yerlerden kollar topladım

İnsanlık tarihini ve dolayısıyla gelişim süreçlerini okuduğumuzda  gelişen  her devrimin kendi içerinde iki ayrı cephesi olduğunu ve her büyük oluşumun iki ayrı yanıyla kendisini tamamladığını görebiliriz.Geleceği değiştirme ve bugünü  istenilen koşullara göre dizayn etme iddiası ! Ve ne yazık ki tarihte bu tür devrimler genelde kan  ve haber yani amaç olmadan gerçekleşmemiştir.Kerbela’da ilk haber Hüseyin verdi, o ve onun haklı mücadelesine inana dostları akacak kanları uğruna bir büyük oluşumun kıvılcımını tutuşturdular. Zeyneb ise bu kıvılcımın söndürülmemesi misyonunu üstlendi. Akan her damla kanın manasını haber vermek o’nun sorumluuğunda idi.. Neydi bu büyük haber; ölüler arasından dirilişin heycanını yaşayan ve büyüten bir haber kalmıştı geride.  Ardında esir kervanı. Önünde düşman safları ile Şam’ a vardığında yenik düşmüşlüğün yorgunluğunu bekleyen na hak zihniyetin temsilcisi Yezid’in zulum ve ihanetinin merkezinde ‘’ yaşam ancak br cihaddır. Başka hiçbir şey değil ‘’ diyerek katledilenlerin haberini vermekti ilk işi. Zalimlere karşı duruşun simgesi Hüseyni duruşun habercisiydi. Böylesi büyük mücadelelerde sorumluluk sahipleri iki görevden birisini seçmek zorundadır. Ya eli kanlı zalimlere karşı ölüme koşmak ya da ölüm haberini dosta taşımanın gönül ağırlığı ile yaşamak ! Bunlardan bir tanesini yapmak, kirli tarihi aklayacak ve ışıklandıracaktır. Her ikisini dışlamak ise  günü geldiğinde yaşamdan dışlanmakla noktalayacaktır ömrü.

Zeyneb’in yaşam öyküsü bir nokta ile son bulmayacak yegane yaşamlardan bir tanesidir. Zeynep gibi yaşamak; soluk almadan, susmadan yaşamaktır çoğu zaman !!! Ölümün ardından hala konuşuyorsa Zeyneb, hala anlatılıyorsa İslam coğrafyasındaki dengeleri değiştiren o haberi ve övülüyorsa haberciliği, yaşam öyküsü de son bulmamış anlamına gelmektedir. Zeyneb anasoylu yaşamdan aldığı direniş ruhu ile yaşamın kaçınılmaz ve tartışılmaz mücadelesinde en doğru yönü belirleyerek, takip etmenin ve bu yön çerçevresinde gereken tüm görevleri hakkı ve bilinciyle üstlenmenin yaşamsal gerekliliğinin simgesidir.

Ölüm elbetteki çoğu zaman yaşama tercih edilebilir ancak yaşama tercih edilen ölümün niteliği de önemlidir. Zeyneb sefalet içerisinde bir ömür sürebilir yada Yezid ile uzlaşarak ölümden beter bir acı ile karşı karşıya kalabilirdi . Tüm bunlara karşın o uzlaşmadan ziyade direnmeyi seçti, bu tercih başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık için örnek alınacak bir davranış  biçimiyle bugüne taşındı.. Kimi yaşanmışlıkları g var eden duruşların gerektiği gibi anlaşılabilmesi için sayfalara sığdırılması kolay olmayan kavram ve tanımlamaları anlamak ve izah etmek için bir insan, bir soluk ve  kısacık bir haber yeterlidir. Zulme karşı duruşun, sahiplenişin can bulması için yürütülen bir destansı direnişin adı unutturulmak istenen kadın kahramanlarından biridir Zeyneb. Tarih O’nun gibi direnen kadınların hiçte az olmadığını insanlığa göstermiştir ve göstermeye de devam edecektir.

Peki Günümzde Yas ı Matemlerde Hasan ve  Hüseyne yönelik duazdeler okunurken; Zeyneb Ana nekadar anılmakta ve bizler ne kadar onun direngen duruşunu koruyabiliyoruz ? Her yıl matemi tutulan Kerbela, Cemxanelerde ve yahut kurumlarda anılırken Bugün mâtemi tutulan  Zeynep Ana’nın adı ne kadar geçiyor peki?  Direnişin ruhunu Zeyneb analardan miras alan günümüz Alevi kadınlarının Zeyneb Ana’nın isimini neden anmalarda geçmediğine yönelik her geçen gün erilleşerek kadın kimliğini yol’dan uzaklaştıran Alevi kurum temsilcilerinden tutun da Dedelere ve gerekirse Pirler bunun hesabını sorması gerekmektedir. Bu hesap  düşündüğümüzden de önemlidir; Bu  Kerbela’da kadın ve çocuklara yapılan zülmun hesabı ve dolayısıyla da minnet borcdur. Büüyklerimizin, yoa hizmet edenlerimizin her daim dile getirdiği gibi inacımızda kadın yol’un sahibi olma vasfı ile gerektiğinde itikadimizin en temel unsurlarını aktaran olmuştur. Zeyneb Ana, Bese Ana, Zarife Ana, Yunus ve niçelerine yolun öğreticisi ancak isimleri bilinmeyen kadın; ulular! Alevilik kendi iç işleyişi ve dusturları gereği kadını asla silmez, aksine ‘’erkek dişi sorulmaz ‘’ temel dusturlarından bir tanesidir. İşte bu nedenle Zeyneb Ana’dan bugüne,Kadim coğrafyamızda yol erenleri, ve niçe ozanları ile Kerbela başta olmak üzere, inancın,tarihin her aşamasında var olan ve inanç değerlerini bugüne aktaran kadına çok şey borçluyuz. Alevilik Rızalık Şehri Dusturu ile harek etmeyi hedeflerken Kerbela’yı  ve Ana kadının iradesini son ana dek koruyan Zeyneb’i doğru anlamak ve anlatmak zorundadır.

Günümüzde afaki tartışmalar, kaba retçi yaklaşım ve tartışmaların gölgesinde kalan inancımız ve dolayısıyla ‘’kadın ‘’ kimliğinin Zeyneb’in duruşunu ve kararlılığını sergilemesi ne yazık ki oldukça zor gürünüyor. Tüketim çağının çılgınlık aşamasına geldiği bir dem i devranda ekonomin kadın cinsi üzerinden şekllenerek metalaştırma çabası içerisinde olduğunu göz önüne aldığımızda; Alevi kadının sözde Laik Cumhuriyetin verdiği nimetlerden faydalanıyor olması/ öyle ikna edilmiş bir zihniyete büründürülmesi ne yazık ki özünde her geçen gün kendi kimliğinden koparıldığını görmesine imkan ve olasılık tanımıyor. Şu halde modernizm ve sözde laiklik ile oluşturulan  kadın tiplemesinin Alevi Yol değerleri ile bütünleşmek gibi bir amacı da bulunmadığını bir çoğumuz gözlemleyebiliyoruz ne yazık ki.  Çünkü zaten fazlasıyla özgür o! Daha doğrusu öyle olduğuna ikna edilmiş bir halde buna ‘’yanılgılı özgürlük yani kendini özgür zannederek hiçbir hedef ve amaca yönelmeme hali ‘’ deniyor. Peki ne yapmalı sorusunu sormadan edemiyor insan ; yapılması gereken başta Zeyneb kimliğini islami çereceveden değerlendirmektense mücadele içerisindeki duruşunu ve kararlılığını okuyabilmek,Zeyneb’in tezahürünün  Zarife Ana’da,Bese Ana’da, Sakinelerde ve Zilan’lardaki , kendi kimliğimizdeki yansımasını anlamlandırarak yaşama katabilmekte. Hal böyle olduğunda hakkın ol gevheri nurundan cism u  can bulan Ana kadının yaşamı var edip koruyan Zeyneb’teki tekamülünü günümüze taşımak mümkün. Hak aşkı ile hakkatin dar’ında duranlar ne ölür ne de unutulur şu halde Zeyneb Ana ne ölmüş nede unutulmuştur, aşk ile Zeyneb Ana cümlemizin şefaatçisi olsun.

Kaynak; Alevinet

Bu haber 65 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
İzmir'de bir araya gelen Alevi örgütleri zorunlu din dersine karşı açık..