Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20

10 Ocak 2018, 18:11

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu DAD Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete ile görüştük.  

Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.

Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

Dizi yazımızın bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete‘ye mikrofon tuttuk.

“DEVLETE RAĞMEN VAROLUŞ MÜCADELESİ VEREN BİR TOPLUM”

Sayın Kete mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?

Zeynel Kete: Var oluşundan bugüne kadar, Alevi halklar sürekleri, inançları toplumsal yaşamı düzenleme, iktidar karşıtı duruş sergileme devlete rağmen var olma, mücadelesi vermiştir. Bu tarz bir inanç aynı zamanda Ahlaki ve politik bir yapıya sahiptir.
Tarihsel gelişim bize göstermiştir ki, Ahlaki politik oluşumlar, inançlar halkların doğal yaşamını, komlaşması için gayret sarfederken, iktidara bulaşan dinsellesen inançlar ise kısa sürede iktidar ve devletle birleşerek başlangıçtaki özlerine ters düşmüşlerdir.
Yani, inançlar Ahlaki politik yönlerini korurlarsa, toplumsal ahlakı esas alırlarsa, komlaşarak toplumların sorunlarını ikrarlık ve rızalık esasında çözerler. Toplumdaki ikrarlik ve rızalık esası, simbiyotik ve holistik ilişkidir.

“SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İNANÇTAKİ NETLİĞE BAĞLIDIR”

Mevcut Alevi örgütlülüğünün sorunlara cevap verip vermediğini anlamak için, inançta netliği ne kadar yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Öncelikle iktidar ilişkilerinden ne kadar kopuşu yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Yani inançta netliği yaşamayan, politikada da netliği yaşayamaz. Alevilik iktidara bulaşmayan devlete rağmen varlığını devam ettiren bir inançtır. Bir çok kurum adeta iktidar ilişkileri üzerinde şekillenmektedir.

“DEVLETLE GİRDİĞİNİZ TORBADAN NASIL ÇIKACAĞINIZA DEVLET KARAR VERİR”

Kurum yöneticileri, bürokrasi ilişkisinin arkasına sığınarak devletle ilişkisini sıcak tutarak kurumda iktidarını devam ettirmektedir. Bu ilişkilenme tarzını da genelin çıkarı, kurumun çıkarı için şeklinde realize etmektedir. Bilinmelidir ki devletle torbaya girdiğinizde torbadan nasıl çıkacağınıza siz değil devlet aklı karar verir.
Genelde kentleşmeyle beraber sorunların arttığı dillendiriliyor. Evet kent kanserlidir, bireyi, toplumu, evreni taksitle öldürüyor. Bu doğrudur, ama söz konusu Hakyol Alevi inancının sürekleri olunca farklı düşünmek zorundayız. Kentlerle beraber değişen Aleviler mıdır? Yoksa Alevilik mıdır? Alevilikte değişen bir şey yok. Aleviliği değiştiren Kapitalist modernitenin etkisine girmiş Alevilerdir. Her Alevi canı pirince, mürşidine, anasına, musahibine gitti de kim engelledi? Evinde inancını yaşasa kim engelleyecektir?

“KENTLERDE DEĞİŞEN ALEVİLİK MİDİR, YOKSA ALEVİLER MİDİR?”

Kapitalist modernist anlayış, kent merkezlerini birer rant kapısı haline getirmiştir. Kentlerde hava, su, ateş ve toprağın rızalığı alınmamıştır. Halbuki Aleviler mekanı cemleştiren bir gelenekten geliyorlar. Kentlerde değişen Alevilik midir? Yoksa Aleviler midir? Bunu iyi tartışmalılar. Kent koşulları, ekonomik sosyal koşullar, insanların diyarlarından mekanlarından ayrılmaları, bunları bahane ederek Aleviliği revize etmeleri, ciddi bir hatadır. Alevilik değişmez. Aleviler şunu iyi bilmelidir ki; kent insanı biçimlendirir ama insanda kenti biçimlendirir. Gelinen aşamada, Aleviler kenti, kentteki kurumlarını, mimarileri o Kendi hakikatlerine göre biçimlendirme gayretine girmiyorlar. Bir çok Alevi kurumu toplumsal ilişkiler içinde iktidarı örtmektedir. Alevi hakikatine göre biçimlenen kent ve kurumlar değil, kentin modernizmine göre biçimlenen bir Alevilik gerçekliği ile karşı karşıyayız.

“KÜLTÜREL VE FİZİKİ SOYKIRIMIN FARKINDA DEĞİLİZ”

Belki de Alevi inancı tarihin hiç bir döneminde bugünkü kadar, kültürel ve fiziksel soykırım eşiğine gelmemişti. Daha da tehlikeli olan, Alevilerin bunun farkında olmamaları, ya da ciddiye almamalarıdır.
Aleviler genelde milliyetçi, muhafazakar, şeriatçı parti veya kurumları, kişileri, Nemrud, Yezit olarak tanımlarlar. Sürekli karşıtlık üzerinde kendilerini var etmeleri, ya da tanımlamaları; daha derinlik ve genişlikte yaşatılan sorunları görmelerine engel oldu.
Eskiden, Hakyol Alevi sürekleri için “din dışı, kafir, mülhit, katli vaciptir” denilip katliamlara, fetvalara meşruiyet kazandırılırdı. Şimdi ise Alevi inancı “dinsellestirilmeye” çalışılıyor. Alevi kurumları bunun farkında mı? Ya da bir çok Alevi kurumu veya şahsiyeti bu politikalarda görev aldı.
Bir çok Alevi kurumunun da ortak olduğu, cumhuriyet modernitesinin politikalarından olan “Aleviliği dinselleştirme” İttihat Terakki ile başlayan Cumhuriyet modernitesinin devam eden Baha Sait çizgisidir. Alevi kurumları bu çizginin yol açacağı kültürel ve fiziki soykırımının farkında değiller, bir kısmı da bu katliamda görev almaktadır.

“KENDİ HAKİKATİMİZİ GÖRÜNÜR KILMAKTAN KAÇINDIK”

Cumhuriyet döneminde bir taraftan katliama uğratılan Aleviler, diğer taraftan ise katliamı yapan zihniyetin bekçileri haline getirildi. Bu ilişkilenme tarzı ve söylem maalesef Aleviler tarafından da dillendirildi. Böylelikle kültürel soykırım yavaş yavaş taksitle günümüze kadar devam ettirildi. Bu politikaların sonucunda Alevilerin çoğu, çağdaş uygarlık adına yada Enternasyonalizm adına, Kendi dilini, inancını, tarihini kimliğini basite alan yaklaşımlar sergilediler.

“TÜRKÇE BİLMEYEN  ALEVİLER TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE SOYUNDU”

Dünyanın farklı bir coğrafyasında farklı halk önderlerinin, devrimcilerin yedi sülalesini bilir ama kendi hakikatini görünür kılan değerlerine karşı basit yaklaşımlar sergilendi. Bir çok kurum yöneticisi köyden geldiğinde doğru dürüst Türkçe bilmezken, gelinen aşamada en büyük Türk milliyetçiliğini yapar duruma gelmiştir. Alevi inancının da gerçek Türk ve Müslüman olduğunu savunur duruma gelmiştir.
Bu yaklaşım bir çok kurumda farklı dille, farklı şekillerde devam ettiriliyor. Mevcut cemevlerinin çoğu adeta oto asimilasyona ciddi hizmet etmektedirler. Cem evlerinde yolun hakikatinden uzak, Alevi dilinden, pratiğinden, kemaletinden, ruh halinden uzak, bir Erkan yürütülmektedir. Bazı cem evlerinde cami Cem evi projeleri başarılı bir şekilde devam ediyor. Alevi erkanlarında ki İslamileşme, pirlerimizin duymadığımız dualar, yola ait olmayan kavramlar, başkasının aklıyla düşünme, diyanette Alevi dairesinin açılmasını isteme talepleri, birer folklorik öğeye indirgenen cem erkanı, pirleri maaş verilmesi istemleri, erkek egemen hale gelen kurumlar ve anasız bırakılmaya çalışılan Alevilik…

“CEMEVLERİNE YASAL STATÜ İSTEMEK ELZEM BİR İHTİYAÇ MI?”

Alevilerin Kendi kurumları olmalı. Cem evleri olmalı. Alevilerin cem evleri yasal statüye kavuşturulmalı istemlerinin nelere mal olacağını tam olarak bilince çıkardıklarını düşünmüyorum. Cem evlerine yasal statü istemek Aleviliğin elzem bir ihtiyacı mı? Yoksa Alevilerin istemleri mi? Yoksa Alevilerin enerjisini gerçek istemlerden uzaklaştıracak bir devlet politikası mıdır? Cem evlerine cümbüş evleri diyen bir zihniyet Alevileri karşıtlık üzerinde kışkırtarak hedef haline getirmektedir. Resmileşen cem evi Aleviliği bir tarikat haline getirir. Tıpkı Osmanlılar döneminde kurulan devlete bağlı bazı Bektaşi tekkeleri gibi.

“ALEVİ HAKİKATİ DERNEKLERDEN BÜYÜKTÜR”

Alevi kurumları, dernekleri mutlaka olmalıdır. Önemli olan bu kurumları Alevi hakikati ile ne kadar doldurulduğudur. Alevi hakikati derneklerden büyüktür. Derneklerin mutlaka demokrasi ve özgürlükleri birinci öncelikleri olmalıdır. Derneklerde binbir sürek yürütülmüyor. Alevilik ehil olmayan ellerde tek tek tipleşerek can çekişiyor. Toplanmakta Kom olmak farklı bir şeydir. Derneklerde topluluk oluşuyor, komlaşmada sorun yaşanıyor, komlasılmıyor. Aleviler cem evlerinde kendi farklılıklarını yaşamalılar. Renklilik, çok dillilik hakkın varlığının en büyük delilidir.

“CEMEVLERİ DOĞRUDAN DEMOKRASİNİN VAR EDİLDİĞİ MEKANLARDIR”

Alevilerin cem evleri, Hakikatin inşa edildiği mekanlardır. Cem evlerinde bir üst akla ihtiyaç yoktur. Cem evi ana rahmidir. Hakkın haklandığı hak meydanıdır. Cem evleri doğrudan demokrasinin var edildiği mekanlardır. Devlete rağmen Alevilerin Kendi toplumsallıklarını inşa ettikleri mekanlarıdır. İçinde Xızır aklı olmayan, hakkın haklanmadığı, birer akademi haline gelmeyen, talibi ocakla birleştirmeyen devasa binalardan cem evi olur mu? Devlet camiye benzemeden, cem evi verir mi? Cem evleri üzerinde milyonlarca Alevi çeşitli partilerin, hükümetlerin siyasi emellerine kurban edilmektedir. Bir çok Alevi kurumu, Piri, kurum yöneticisi cem evlerinde Alevileri resmi ideolojiye kurban etmektedir.

“İNANCIMIZ GEREĞİ ALEVİ KENDİ İNANCININ BEKÇİSİ BİLE DEĞİLDİR”

Sayın Kete Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Çözüm önerileriniz var mı?

Alevi örgütlenmesinde ki tablo hiç tereddütsüz iç açıcı değildir. Aleviler neler yapmalıdır. Öncelikle cumhuriyetten bugüne yaşatılan kültürel ve fiziki soykırımlardan başlayarak ciddi bir şekilde tarihle hesaplaşmalıdır. Siyasi tercihle hesaplaşmalıdır. İnancımız gereği bir Alevi kendi inancının bekçisi bile değildir. Ancak yola ikrar ve rızalık anlayışında talip olur. Bu güne kadar Aleviler kimin bekçisi oldular? Bekçisi ve teminatı oldukları siyasi oluşum sorunlarını ne kadar çözdü? Katliamlardan kurtuldular mı?

“MODERNİZMİN ÇAĞDAŞ, UYGARLIK VE İLERİCİ SÖYLEMLERİ HOŞ GELDİ”

Aleviler yüzlerce yıl devam eden Osmanlının zulmüne duydukları öfkeden dolayı ulus devlet anlayışının zulmünü, Modernizmin etkilerini göremez hale geldiler. Önce bununla hesaplaşmaları lazım. Alevilere Cumhuriyet Modernizmin çağdaş, uygarlık, ilerici, laik söylemleri hoş geldi. Bunca zulümden sonra nefes alacaklarına inandılar. Ama görünen odur ki, Alevilerin maruz kaldığı katliamlar dönemsel değişikliğe uğrasa da, farklı araçlarla yapılsa da, yönetmen ve akıl her dönem ortak amaca hizmet ediyordu. Bu baskılar değişik araç ve yöntemlerle bugün de devam ediyor. Aleviler bununla hesaplaşmadan kendi savunmalarını yapamazlar. Asimilasyon dan kurtulamazlar. Bu aynı zamanda geçmiş hatalarından dolayı yola karşı dara durmayı gerektirir. Aleviler bundan korkmamalı.

“KENDİ ÖZÜNÜ DARA ÇEKMEYEN, BAŞKASINI NASIL ÖRGÜTLER”

Aleviler hatalarına karşı, oto asimilasyondan dolayı iktidarcı anlayışlarından, tarihi sorumluluklar alıp dara durma kemaletini göstermelidirler. Dar didar olmak geçmişin muhasebesini yapmaktır. Geçmişten dersler çıkarma, hataları görme, eksikliklerin farkına varma, bundan kurtulma, kendini yeni sürece hazırlama durumuna özeleştirel bir yaklaşımdır. Özünü dara çekmeli. Kendi özünü dara çekmeyen, başkasını nasıl örgütler.

Asıl olan kurumlardaki anlayış ve tarzdır. Bilgelik ve Kemalete Alevi olabilmektir. Zulme karşı durarak Alevi olabilmektir. Kurumlarda piri, mürşidi, rayberi, anayı, mihmanı, talibi şahlandırarak Alevi siyasallığını yapabilmektir. Asıl sorunlar anlayış ve tarzdan kaynaklıdır. Sistemin sorun yaratması ikinci sıradadır.

“DERNEKLERDE DİKEY ÖRGÜTLÜLÜK ESAS ALINMIŞTIR”

İkrarlaşmayı unutan, yolu kadınsız bırakan, ya da kurumlarda kadını mutfağa hapseden, sistemle ciddi hesaplaşmayan, yolun boyasına boyanmayan, gençliğe eğilmekten zorlanan, Alevi kavramlarını görünür kılmayan, Alevi dilini kullanmayan canlardan oluşan bir kurumlaşma gerçekliği ile karşı karşıyayız.
Derneklerde dikey örgütlülük esas alınmıştır. Bir çok dernek ve kurum adeta birer ” ziggurat” hâlini almıştır. Birimiz kırk, kırkımız biriz düsturu bunun önüne geçmektedir. Muhammet Mustafa’yı bile peygamberlik sıfatı ile cemine almayan bir inanç, kendi kurumlarında mülki erkanla cem yapabilmekte ve iktidarcı anlayış yaşamakta, bu ilişki tarzı örülmektedir.
Alevi kurumları iktidarların, siyasilerin yönlendirilmesi ile çeşitli dini sembol ve kavramların arkasına takılmış gitmektedir. Alevilerin bütün enerjileri son otuz yıldır cem evi yapmak için, kurumlar arası mekik dokunarak harcanmıştır. Kendisinin belirlenmediği çeşitli gündemlerin peşinde sürüklenir durumdadır. Alevilik derneklere gidip gelmek, muhalefet partilerine oy vermek, halk oyunları haline getirilen, duygusuz ve ruhsuz ortamlarda bağlanan cem erkanına gitmek, sağcı, muhafazakar partilere veya kişilere ” Yezit” demekten ibaretmiş algısı oluşturulmaktadır.

“ALEVİLİK DEMOKRATİK, TOPLUMCU KOMİNAL BİR İNANÇTIR”

Kimse Ocak örgütlenmesinin, talip ile pirin buluşmasının, görgü cemlerinin yapılmasının, her canın dar didar olmasının, toplumsal dayanışmanın, kültürel ve fiziki soykırım eşiğine gelmiş bir Alevi Halklar gerçekliğinden bahsetmiyor. Alevi kurumlarında kimse iktidar, koltuk, güç, kendini merkez yapma, iktidar araçlarını oluşturma, asimilasyon ve yola yabancılaşmadan bahsetmiyor.
Ancak bu şekilde Ahlaki politik olabilirler. Alevilik kadını mürşidi kamilullah kabul eden, var oluş kapısı kabul eden, yol kadınla başlar diyen; havaya suya ateşe toprağa ikrar ve rızalık ekseninde ilişkilenene bu yönüyle ekolojik olan, Ocak örgütlenmesi sistemiyle öz yönetim oluşturan, cem ve cıvat erkanı ile doğrudan demokrasi kültürünü canlı kılan, Hak lokması, Xızır lokması, gağan, çeralık, musahip ve kirvelik ile toplumsal dayanışmacı olan, pir, mürşit, rayber ve taliplerle toplumsal modelini inşa eden demokratik kontrol sistemini oluşturan, dar didar ile toplumsal adaleti esas alan, demokratik, toplumcu, dayanışmacı, kominal bir inançtır.

“BİLİNÇ DÜZEYİ İLE PRATİK ARASINDAKİ AÇIKLIK GİDEREK BÜYÜYOR”

Alevilerdeki kavram, kuram ve kurum göz önüne alındığında gelinen aşama bu tarihsel hakikate uygun değildir. Bilinç düzeyi ile pratik arasındaki açıklık giderek büyümektedir. Bu yolun hakikatine aykırıdır. Toplumsallığı örme, Ahlaki ve politik kimlikte ciddi aşınmalar vardır.
Önce içe dönük dar didar olup, ondan sonra Alevi çalışmalarına başlanılmalı. Aleviler, Alevi kurumları daha derinlikli, stratejik, siyasal, sosyal sorunları tartışması gerekirken, güncel sorunlara boğulması, karşıtlık üzerinde siyaset yapmaları, yaratılan gündem üzerinde var olmaları, ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Kendi tarihsel ve toplumsal perspektifinden uzaklaşmak, Alevi inancına terstir. Bunun sonucunda kurumlarda iç sorunlarla boğulma riski vardır. Aleviler bunun farkındalar mı?

“ÜZÜCÜ OLAN GENÇ KUŞAKLAR GÖRDÜKLERİNE ALEVİLİK DİYE İNANACAK”

Gelinen aşamada Alevi kurumlarında Alevileri Alevilikle barıştırmak lazım. Mevcut kurumlarda Alevilere Alevilik gittikçe birbirinden farklılaşmaktadır. Çoğumuzun geleneğimizde duymadığı, görmediği bir Alevilikle karşı karşıyayız. Durum gösteriyor ki, son otuz yıldır Alevilerin sorunlarını çözmeye çalışan kurumlar, görülmemiş derecede Aleviliğin hakikatinde uzaklaşmış Modernizmin standartlarına uygun adeta bir Alevilik icat edilmiştir. Üzücü olan genç kuşak ve çocuklar gördüklerine Alevilik diye inanırlar. Cemlerde Besmele ile başlayıp, ölülerin ruhuna Fatiha okuyarak devam eden, “sadakallhül azim” ile bitiriliyor.

“ALEVİLERİN İÇİNDE KÜÇÜK DEVLETLER VAR”

Aleviler siyasal ve politik alanda ilişkilenerek sorunlarını çözmeye çalışırken, Alevilik hak etmeyenlerin elinde özünden uzaklaşarak yeni bir şekil almaktadır. Bir çok Alevi şahsiyet kendisi birer kurum haline gelmiştir. Mevcut gücünü daim ve kaim etmek için modernizmin her türlü boyasına boyanmıştır. Bu tipler ne bir yol açarlar, nede yoldan çekilirler. Artık kişi değiller. Alevilerin içindeki küçük Devlet haline gelmişlerdir.

“İNANÇ  ALANINDA OCAK ÖRGÜTLENMESİNİ CANLI TUTMAK GEREK”

Mevcut sorunlar ancak İnaç ve toplumsal siyasi alanda örgütlenmeleri yoğunlaştırmak gerekir. İnanç alanındaki örgütlenme Ocak örgütlenmesini canlı tutmaktır. Alevilerin binlerce yıllık örgütleme modelidir. iktidara bulaşmayan Ahlaki ve politik bir örgütleme modelidir. Her can kendi mürşidini, pirini, musahibini, rehberini bilmeli niyaz olmalıdır. Ayrıca her can yola talip olmalıdır. Cem û cıvat erkanının eski geleneklere göre yapılmalı, görgü cemlerimiz mutlaka yapılmalıdır.

“OCAK ALEVİLİĞİN TOPLUMSAL BEYNİDİR”

Aleviler cem olamadıkları için komlaşamıyorlar. Ocak en büyük komlaşmadır. Ocak Aleviliğin toplumsal beynidir. Kentleşme Ocak örgütlenmesinin önünde engelmiş algısı bizatihi Aleviler tarafından dillendiriliyor. Cemevleri Ocak sisteminin alternatifi imiş algısı bir çok Alevi Piri tarafından dillendiriliyor. Tabi bu pirler talibi olan, irşat eden mürşidi kamil değil, cem evi pirleri yada kadrolu dedesidir.

Aleviler kendi toplumsallığını inşa edemeyince topluluk oluyorlar, bu anlayışta sürekli birilerinin işini kolaylaştırıyor. Böylelikle Aleviler özne olmaktan ziyade nesne durumuna dönüşüyor. Didar olunmalıdır. Pir talip ilişkisi çeralık ilişkisine indiren yolun da kabul etmediği ilişkilenme tarzı aşılmalıdır. Binlerce yıldır ne pir talibini devletin mahkeme kapılarına gönderdi ne de talip pirini devletin vereceği maaşa muhtaç eyledi. İkrarlık ve rızalık üzerine kurulu bir ilişki tarzıdır. Sosyal dayanışmacı bir tarzdır. Xızır aşkı Hak gayretiyle yolun nurlanmasına verilen Hak lokmasıdır. Bu lokma usulüne uygun olarak verilirse kainatın öbür ucunda hissedilir.
Kurumlar her canın kendisiyle, toplumla ve kainatla yar olma mekanları olmalıdır. Alevi Halklar süreklerinin birbirleriyle musahip olmasının önünü açmalı, Alevi hakikatini görünür kılmalıdır.

“TOPLUMSAL VE SİYASAL ALAN ÖRGÜTLENMESİ ÖNEMLİDİR”

Alevilerin önemli bir örgütleme alanı da toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmeleridir. Eğer toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmelerini yolun aklına göre yapamazlarsa inanç olarak örgütlenmede zorlanırlar. Temelinde örgütlenme bir grubun, toplumun, kimliğin, inancın varlıkları ile ilgili, öngörüde bulunma, siyasetini örgütleme, dizayn etme ön görüşü ve felsefesidir. Burada esas olan kendini geçmişe taşıma, koruya bilme, güvenceye alma. Kendi rızasını, iradesini esas kılmadır. Bu çerçevede her iki örgütlenme tarzı çok önemlidir, karşılıklı birbirlerini var ederler.

“DEVLETTEN İSTEYEN DEĞİL, DEVLETE RAĞMEN VARLIĞI SÜRDÜRMEK”

Yoğun saldırılar hat safhadayken, hakkı mihman ettiğimiz hanelerimize kadar zulüm dayanmışken, hakka yürüyen canlarımızın bedenleri topraktan çıkarılırken, kutsal mekanlarımız, topraklarımız, ziyaretlerimiz, nişangahlarımız, dergahlarımız tahrip edilirken, Kapitalist modernitenin tüm ideolojik ve zor aygıtları bize yönelikken, örgütlenme dışında başka kurtuluş yoktur. Doğru temelde ve akılla Kapitalist modernitenin etkisine girmeden, oynanan oyunları boşa çıkaracak örgütlenmelere gidilmelidir. Bu yönüyle Aleviler devletten isteyen değil devlete rağmen varlığını devam ettiren durumunda olmalıdır. Yolun aklına uygun, bunun dışına çıkmadan, her türlü maddi manevi desteği kendi içinde var eden bir örgütlenme modeli. Canların toplumsal dayanışma kültürlerinden feyz alarak kurumlarını kendileri yapabilmelidirler.
Başta kadın ve gençlik olmak şartı ile, toplumsal ve siyasal örgütlemenin içinde görev almalı. Kadınlara ve gençlere yönelik bilim, sanat, estetik, edebiyat alanları oluşturulmalıdır. Kadın var oluş kapısı kabul edilir. Genç ise masumo parktır, iktidara bulaşmamıştır. Bu yönüyle hakkın varlığını, kerametini, ruhunu bünyesinde taşır.

“ÖRGÜTLÜYSEN BİR ŞEYSİN, YOKSA HİÇ BİR ŞEY”

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için  neler yapılabilir?

Pir Kete: Eşit yurttaşlık talebi hak bir taleptir, ama eksiktir. Beni kabul et diye gayret etmek tartışılmalıdır. Hangi yurttaş eşittir. Mevcut sistemin mağdurları kendilerini kabul ettirmek için uğraşmamalı. Örgütlenip güç olduklarında, Kendi maddi manevi varlıklarını ahlaki ve politik olarak yaşadıklarında, Nahak anlayışla zihniyet düzeyinde kopuş yaşadıklarında zaten kendilerini savunabilirler. Örgütlülüysen bir şeysin, yoksa hiç bir şey.
Din derslerinin kaldırılması ciddi bir sorunu çözmez. Devletin ideolojik aygıtları o müfredat boşluğunu doldurur. Diyanet sadece bir dini kurum değildir. Binlerce yıllık erkek egemen anlayışın bir sonucudur. Yüzlerce eli, ayağı olan, inancın tektipleştirilip, erkek egemen hale gelmesinin bütün Toplumsal alan dinsellestirilmeye den dolayı bu ders kaldırıldı sorun çözülmez.

“DİYANET İKTİDAR İSLAMININ, DEVLET DİNİNİN TEMSİLCİSİDİR”

Mevcut haliyle Muhammed’i hak İslam anlayışı diyanette temsil edilmektedir. Bizler biliyoruz ki hak kelamı 124 bin nebiden gelerek, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed üzerinde devriye olmuştur. Bu Xızır aklıdır. Xızır aklına bulaşmayan hiç bir kişi peygamber olmamıştır.
Diyanet doğrudan doğruya iktidar İslamının, devlet dininin temsilcisidir. İslamiyetin demokratik damarını değil emevi anlayışını esas almaktadır. İslamiyet’in Demokratik damarı açısından şirktir. Diyanet işleri başkanlığı, bugüne kadar yaşatılan katliamların, hak ihlallerinin, taciz ve tecavüzlerin, statükonun hangisine karşı gelmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşunun ardından hemen yeni ulus devlet anlayışının zihniyetine göre dini şekillendiren bir devlet kurumudur. İktidarın en önemli kollarından biridir. Asıl amacı yaşatılan zulmü Emevi İslam anlayışı ile kabul ettirmektir. Tekçi zihniyetin ürünüdür. Diyanetin söylemleri ile bu ülkenin ezilen Müslümanları, verilenle yetinen, makul vatandaş olan, ötekiye karşı eli tetikte bekleyen, zulmü görmeyen,duymayan, öğrenemeyen, farklı İnanç, etnik yapı, aşirler, halklar, mezheplere yönelik ötekilestirici politikalar uygulayan devlet aklının din alnındaki kurumudur.

“SORUN IRKÇI ULUS DEVLET ANLAYIŞINDA YATMAKTADIR”

Diyanet ve Din kültürü Derslerinin programları ile; Cemaatçi ve aidiyetçi vatandaşlar yetiştirilir. İtaat eden müminler, ses çıkarmayan mümin yurttaş, itaat ekseninde birey, toplum devlet ilişkisi geliştiren bireyler yetiştirmektir. Sorun diyanetin veya din derslerinin programları değildir. Sorun ırkçı, milliyetçi, şeriatçı tekçi ulus devlet anlayışının zihniyetinde yatmaktadır.
Aleviler yıllarca diyanet ve şeriat karşıtı söylemlerde bulundular. Hatta şeriatın dalga kıranı, laikliğin teminatı haline getirdiler. Aslında böylelikle şeriatçı grupların, hedefi haline de geldiler.
Alevi inancı nasıl binbir sürek ise, yetmiş iki gülü has bahçede bir araya getirebiliyorsa; Nahak anlayışla mücadele için bütün mazlumlarla bir araya gelebilmeli. Yaşanan sürecin hem mağduru, sanığı ve tanığı olanlarla doğal ittifak haline gelmeli. Başta Kürtler olmak üzere, Kapitalist modernist anlayışın erittikleri ile birleşmenin yoluna gitmelidir. Bu komlaşma cevheri, Fam û Gûmanı Alevi inancında son derecede mevcuttur.

“HIZIR HAKİKATİ İLE BÜTÜNLEŞİLMELİ”

Karşıtlık üzerinde kendini tanımlamaktan kurtulmalı, Xızır hakikati ile bütünleşmelidir. Xızır aklı kaostan ve krizden kurtuluşun aklidir. Bütün peygamberler, Hakikat ve özgürlük mücadelesi verenler bu akılla kemalete ermişler. Bu akıl Alevilerin tarihsel hafızasında derinlikli olarak mevcuttur.
Aleviler, İslam inancındaki demokratik damarla çok rahatlıkla bir araya gelebilirler. Çünkü bütün inançların bir Hakikat paydası vardır. Aleviler hem coğrafya olarak, hemde düşünsel olarak bu paydayla ortak yönleri çoktur. Alevilerin kutsadığı hatta dara duruldugu (Mansur darı) Mansure Hallaç bu gelenekten geliyorlar. Alevilerin duygu hanelerine aldıkları bir çok hakikatçi bu damardan gelmektedir.

“HAKYOL ALEVİ İNANCI BÜTÜN İKTİDARCI ANLAYIŞLARIN PANZEHİRİDİR”

Türkiye’deki emek, demokrasi, insan hakları ve özgürlük mücadelesi veren bütün bileşenlerle bir araya gelmeli, hatta bunun motor gücü olmalıdır.
Bunu ara bilmesi için önce Kendi Hakikati ile bütünleşmelidir. Modernizmin hastalıklarından kurtulmalıdır. Kimseye benzeyerek değil kendi olsa bütün sorunların çözüm gücü olabilir. Alevi Ahlakı ve politik yaşam tarzı bir çok sorunun çözümünü içinde barındırır.
Hakyol Alevi inancı bütün iktidarcı anlayışların panzehiridir. Bundandır Alevi tarihi katliamlar tarihidir.

Pirhaber

Bu haber 115 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Demokratik Aleviler Federasyonu (FEDA) Leverkusen Alevi Dergahı’nda kadınla..