Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / İnsan evladının ölüm haberine sevinir mi?

İnsan evladının ölüm haberine sevinir mi?

11 Ağustos 2017, 17:14

18 yıl önce, "Ülkemin özgür dağlarına, ateşin ve güneşin çocuklarına katılmaya gidiyorum" diye not bırakan Serhat Yıldız’dan bir daha haber alınamadı. Serhat’ın babası Mehmet Emin Yıldız, Serhat nerede, nasıl, yaşıyor mu, ölümü, bilmiyoruz. Bildiğim tek şey, Serhat ülkeye hiç kavuşamadı" diyor.

Ardında kısa bir not bırakarak 1999’da dağın yolunu tutan Serhat Yıldız oraya hiç varamadı. Aradan geçen 18 yıl boyunca akibeti de netleştirilemedi. Mutki’de jandarma komutanlığı sahasındaki çöplükte bulunan toplu mezardaki 9 gençten birisi olduğu tahmin edilen Serhat’ın ailesi ise oğullarını aramaktan hiç vazgeçmedi. 

"Kayıp acısı çok zor ve asla kapanmaz bir yara" diyen babası Mehmet Emin Yıldız, "Evladımızın bir bir saç telini bulmak bizim onu bulmamız kadardır. Bir tek saç teli bile bize yeter" diyor.

'Özgür dağlara gidiyorum...'

Genç ömrünün en güzel yıllarında, Kürt halkına yönelik, Türk devlet terörüne karşı başkaldıran Serhat Yıldız göç ettikleri Türkiye'nin Yalova şehrinde bulunan evlerinden 18 yıl önce Ağustos ayında PKK'ye katılmak için ardında ise şu notu bırakır; "Ülkemin özgür dağlarına, ateşin ve güneşin çocuklarına katılmaya gidiyorum, beni aramayın!" 

'Kontralar işbaşındaydı'

Kürdistan’daki savaştan etkilenen, ailesinin karşılaştığı baskılara da tanıklık eden Serhat, 1998 yılında ağabeyinin de mücadeleye katılması ardından gerillaya katılma kararı alır. O dönem kontra faaliyetler olduğunu aktaran Mehmet Emin Yıldız, şunları anlatıyor: "Serhat bir yola girmişti. O zamanlar kontralar çok fazlaydı, faili meçhuller yaşanıyordu. Marmaris’ten gençleri 'dağa gideceksiniz' diyerek yollayıp daha sonra imha ettiklerini duyuyorduk. Serhat için endişeleniyor, polisten korumaya çalışıyorduk."

'Ülkeye hiç kavuşamadı'

Serhat’ın İstanbul’a gittiğini ancak sonrasını öğrenemediğini aktaran Yıldız, "Nerede ve nasıl olduğuna dair kesin bir bilgiye ulaşamadık. Avrupa’ya geldiğimiz yıllardı. Ağabeyiyle de ilişkiye geçmemişti. Ülkeye gittim, Serhad ile ilgili nasıl katıldığına ve ne olduğuna dair resmi bir kayıt yoktu. Nerede, nasıl, yaşıyor mu, ölümü, bilmiyoruz. Bildiğim tek şey, Serhat ülkeye hiç kavuşamadı!.." diyor. 

'En azından yasımızı tutabilecektik'

Siyasal nedenlerle sürgüne çıkmak zorunda kalan ve Almanya'nın Frankfurt kentinde yaşayan Mehmet Emin Yıldız, 2011 Ocak ayında Bitlis’in Mutki ilçesindeki çöplükte bulunan toplu mezarı hatırlatarak şöyle devam ediyor: "1999 yılında devlet tarafından infaz 9 gençten birinin Serhat olabileceği haberini aldık. İnsan evladının öldürülüp ve bir çöplüğe atıldığı haberine sevinir mi? Biz sevindik… En azından oğlumuzun nerede, nasıl öldüğünü bilecektik. Belki de ona olan son görevimizi yerine getirebilecektik. Artık evladımızın yasını tutabilecektik."

Tanık: 9 genç infaz edildi!

Mutki Jandarma Komutanlığı sahasında bulunan çöplükte 2011’de yapılan kazı sonucunda 18 kişiye ait kemiklere ulaşıldığını söyleyen Yıldız, o dönemde karakolda çalışan bir işçinin beyanlarını ise şöyle anlattı: 

"Karakoldan gelen rütbeli biri işçiyi alıp karakola götürür. Karakolun bahçesine bir çukur kazdırırlar. O dönem ülkeye gidecek 9 genç yakalanıp infaz edilir. İnfaz edilenler sivil kıyafetli ve yaşları 14 ile 17 arasında. Bu gençler o çukura gömülür. Yıllar sonra o işçi böylesi bir olayı deşifre eder."

'Serhat’ımız orada ve bizi bekliyor'

Kayıp yakınları olarak Mutki'deki toplu mezarın açılması sürecine müdahil olan Yıldız, insan hakları savunucusu Eren Keskin eşliğinde DNA testi yaparak Van Cumhuriyet Savcılığı‘na başvuruda bulunur. O günden bu yana cevap beklediklerini, halen bir sonuç alamadıklarını belirten Yıldız şöyle devam ediyor: 

"Hala bekliyoruz. Şimdiye kadar hiçbir duyum bizi bu kadar heyecanlandırmadı. Anne, baba ve çoçuğu arasında bir his vardır. Biz öyle hissettik ki; Serhat’ımız orada ve bizi bekliyor. Tam da Serhat’ın katıldığı aylar ve bize gelen haberlerdeki gençlere uyan bilgilerdi. Annesi gitti ama ben gidemedim. Büyük bir heyecan duyduk. Sanki Serhat’ımıza kavuşacağız, onu öpüp koklayacağız gibi bir duyguya kapıldık. Tarifi imkansız bir duygu bu…"

'Kürt öğretmen istiyorum'

Oğlunun Amed’de yaşadıkları ortamda Kürt ulusal mücadelesinden etkilendiğini sözlerine ekleyen Yıldız, "Baskılar ve savaş onun karekterinde küçük yaşta derin izler bıraktı. Büyük bir sorumluluk ve derin bir bilinç yarattı" diyor. Halkın Emek Partisi (HEP) Amed İl Başkanı Vedat Aydın'ın katledilmesinin onu derinden sarstığını aktaran Yıldız, oğlunun ilkokulda Vedat Aydın'ın resimlerini arkadaşlarıyla birlikte astığı sırada polislerce tehdit edildiğini belirtiyor. Siyasal faaliyetleri nedeniyle Amed’de uğradığı silahlı saldırı nedeniyle Yalova'ya göç etmek zorunda kaldıklarını belirten Yıldız, oğlunun eğitimine burada devam ettiğini belirterek, "Okula gittiği ilk gün 'ben o okula gitmem, ben Kürt öğretmen istiyorum' dedi. Bunun üzerine bir Kürt öğretmenin olduğu okulu bulamayana kadar okula gitmedi" anektodunu paylaşıyor. 

'Neyinize yetmiyor bir çeşit yemek' 

Yıldız, oğlunun gençlik örgütlenmelerinde olduğu dönemde çevresi tarafından çok sevilen biri olduğunu ise şöyle anlattı: "Serhat paylaşımcıydı. Bir gün geldi yeni aldığımız ceket üzerinde yoktu. Sorduğumuzda‚ ‘arkadaşa verdim, onların benden daha çok ihtiyacı var‘ dedi. Ben devlet memuru olduğum için Serhat bize küçük burjuva muamelesi yapardı. Evde şayet üç çeşit yemek pişmiş ise kızardı annesine. 'Neyinize yetmiyor bir çeşit yemek, insanlar ekmek bulamıyor' derdi. Kıvrak bir zekası vardı ve her konuşmasında, her şakasında muhakkak bir mesaj verirdi."

'Hiç kapanmayan bir yara'

Yıldız ailesi, tarihe "faili meçhul" olarak geçen devlet katliamlarının mağduru olarak 18 yıldır çocuklarının akibetini öğrenmeye çalışıyor. Galatasaray Lisesi önünde toplanan Cumartesi Anneleri’nin ve kayıp yakınlarının akibetini sorduğu isimlerden birisi de Serhat Yıldız. "Kayıp" kelimesinden derin bir acı duyduğunu titreyen sesiyle paylaşan baba Yıldız, "Hayatımızın her döneminde, her anında içimizde hiç kapanmayan bir yara taşıdık. İnsan ölümü kabullenebilir, yaşadığı acı karşısında; ama bazı acıların ne yası vardır tutulacak ne kabullenebilecek bir zamanı. Hala kapı çalınsa ya da bir telefon gelse hep, 'acaba' diyoruz. Kayıp acısı çok zor ve asla kapanmaz bir yara… Evladımızın bir bir saç telini bulmak bizim onu bulmamız kadardır. Bir tek saç teli bile bize yeter" diyor. 

Filiz Argal / Politika

Bu haber 85 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Amerika'da yapılan araştırma ortaya tartışma yaratan bir sonuç çıkardı...