Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / 745 yıl öncesinden bu güne Hacı Bektaş-ı Veli

745 yıl öncesinden bu güne Hacı Bektaş-ı Veli

08 Ağustos 2017, 07:04

Alevilerin Hacı Bektaş'a ilgisini devlet kendisi için fırsata çevirmeye çalıştı. Devletin sunduğu Hacı Bektaş ile Alevilerin inandığı, izlediği Hacı Bektaş arasında dağlar kadar fark vardı.

 

(artigercek)

Zor günlerden geçiyoruz.

Ak ile karanın birbirinden ayrıldığı kendimizle yüzleşme imkanı bulabileceğimiz kıymetli zamanların içindeyiz.

Eğitim müfredatına cihat kavramının yerleştirildiği, müftülere nikah yapma yetkisi verme hazırlıklarının yapıldığı, laikliğin bile suç sayılabildiği, on binlerce devrimci demokrat laik Alevi eğitimcinin işine son verildiği karanlık bir zamandır bu.

Her sorunu ele alışımızda, maalesef bu gün yaşananları milat kabul ederek, çözüm arama çabasıyla bütün enerjimizi tüketip duruyoruz.

Ne ilerisini ne gerisini görüyoruz. Gerisini görmeye kendimizi kapattığımız için bu karanlık günlerin bize nasıl daha korkunç zamanlar getireceğini göremiyoruz.

Geride yani bu ülkenin geçmiş tarihinde neler yaşandığını hatırlattığımızda ise bazı dostlarımız kızıyor, tepki gösteriyorlar. Ne yapalım. Kızgınlıklar, tepkiler yaşanmışlıkları ve gerçeği değiştiremiyor.

Geride bıraktığımız hafta sonu yine ABF öncülüğünde Alevi örgütleri ve çok sayıda insan Hacı Bektaş Veliyi ziyaret ettiler. Dergahta cem yapmak istediler ama yapamadılar. Valilik izin vermedi. Valiliğe göre orası Alevilerin dergahı değilmiş. Kendisine göre haklı. Mevcut yasalara göre orası müze. Birkaç yıl öncesine kadar ücret ödeyerek ziyaret edebildiğimiz bir müze.

Bu dergahı kuran Hacı Bektaş Veli yaklaşık olarak bundan 745 yıl önce burada Hakk’a yürüdüğünde daha Osmanlı kurulmamıştı, cumhuriyet zaten yoktu bu devirlerde. Bu dergahta bizzat Hacı Bektaş tarafından kullanılan Kızılca Halvet (1) yani Çile Damı ve kendisinin türbesinden sonra neler oldu neler. Onun kurduğu ocakta, açtığı yolda, o günden bu güne hiç durmadan milyonlar akıp durdu. Dergah değişti, eklemeler yapıldı, büyüdü, genişledi.

Osmanlı da boş durmadı. Dergahın etkisini kendi lehine kullanmak için çok uğraştı. Müdahale etti, atamalar yaptı. Zaman zamanda ağır saldırılarda bulundu. Direnen, başkaldıranlarda vardı elbette. En önemli örneklerden biri kuşkusuz Kalender Çelebidir.

Osmanlının 1826 da ki müdahalesi çok daha ağır olmuştu. Bektaşi babalarının bir kısmı katledilmiş bir kısmı sürgün edilmişti. Bir çok yerde olduğu gibi dergaha da bir Nakşibendi şeyhi atandı. Bu gün dergahtaki caminin o zamanda yapıldığını söyleyenler var. Bazıları ise Yavuz Sultan Selim dönemindeki son Dulkadiroğlu Emiri Şehsuvar Bey oğlu Ali Bey tarafından 1519-1520 yılında yaptırıldığını savunuyor. Çok ta önemli değil aslında kim tarafından yapıldığı. Önemli olan bir Alevi dergahına, Alevilere rağmen, onların iradelerinin dışında yapılan caminin halen duruyor olmasıdır.

OSMANLIDAN CUMHURİYETE NE DEĞİŞTİ?

19 Mayıs 1919 ta Samsuna ayak basan Mustafa Kemal önderliğindeki hareket ülkenin dört bir yanında etkili kesimlerle ilişkiler geliştirip yanlarına çekme gayreti içindeydiler.

Sivas kongresi sonrasında seçilen temsil heyeti çeşitli ziyaretler yapıyordu. O dönem Mustafa Kemalin yanında olan Mazhar Müfit Kansu anılarında üç dört milyon civarında olan Alevileri etkilemek için 22 Aralık 1919 da Hacı Bektaşta, Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Dedebabayı ziyaret edip desteklerini almak için gittiklerini belirtiyor. Ziyaret sonuç veriyor ve gerekli destekte alınıyor. Hatta Cemalettin Efendinin Cumhuriyet fikrinden bahsettiğini ama Mustafa Kemalin geçiştirdiği de aktarılanlar arasında.

Bu ziyaretten sonra birinci meclis toplanır. Meclisin iki başkanvekilinden birisi Çelebi Cemalettin Efendidir ama hiçbir zaman Ankara’ya gitmez ve çalışmalara katılmaz. 1922 yılında vefat eder. Cemalettin Efendinin hiç Ankara’ya gitmemesi, meclis çalışmalarına katılmamasına yönelik soru işaretlerini gidermek için her zaman sağlık sorunları gerekçe gösterilmiştir.

Hacı Bektaş’taki görüşmede yer alan ikinci kişi Salih Niyazi Dedebaba ise 1930’larda balkanlarda sürgündedir ve burada yaşamını yitirir. Sonrasında gelen Dedebabalardan başkaları da Türkiye’yi terk etmek zorunda kalırlar.

Mustafa Kemal önderliğindeki hareket halkında desteğini alarak yürüttükleri mücadeleden sonuç almış ve yeni bir devlet, Cumhuriyeti kurmuştur artık. Toplumsal hayatı önemli ölçüde etkileyen ve yeniden düzenleyen peş peşe kanunlar çıkarılmaya başlanmıştır.

Bunlardan birisi de 30 Kasım 1925’te yürürlüğe giren Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına dair kanundur. 1919 da bizzat Mustafa Kemalin ziyaret edip destek istediği Hacı Bektaş Dergahı bu kanuna dayanılarak kapatılmış, önemli eserler önce Ankara’daki bir depoya daha sonrada Ankara Etnoğrafya Müzesine taşınmıştır. Daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir restorasyon projesi dahilinde 1957-1964 yılları arasında dergahın onarımı yapılmış ve 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek, ziyarete açılmıştır.

Aleviler açısından artık Hacı Bektaş Veli dergahı açılmıştır. İnsanlar akın akın gelirler ziyarete ama bir bakarlar ki kapıda devletin memuru bilet kesiyor. Önce bir şaşkınlık, sonrada buna da eyvallah derler. Aleviler için dergah olan bu yer, devlet için başka gerekçelerinin yanında aslında sadece bir müzedir. 16 Ağustosu içine alan Hacı Bektaş etkinlikleri sadece müzenin açılış tarihidir. Bu tarihin ne Hacı Bektaş Veli ne de Alevilerin inancı ve tarihi açısından bir önemi yoktur aslında. Sadece müzenin açılış tarihiydi. Yıllarca yüz binlerce Alevi bu etkinliklere katıldı ama hiçbir zaman 16 Ağustos devletin protokol konuşmalarının ötesine geçemedi. Genelde kültür bakanlığı ve Hacı Bektaş belediyesinin ortak organizasyonuyla yapılan bu etkinliklerde Alevilerin hiçbir söz hakkı olmadı. Hatta bazen cumhurbaşkanlarının tepeden bakıp Alevilere hitap etmeleri bir lütuf gibi sunuldu.

Ben ilk olarak 1984 yılında rahmetli amcam Hamo Dede (2) ve Haçovalılar (3) ile gitmiştim Hacı Bektaş'a. O zaman açık alanda kurbanlar kesilmiş ve akşama doğru bir bayırda cem yapılmıştı. Yıllarca Aleviler böyle açık alanlarda, bayırlarda kurbanlarını yaparak cemlerini gerçekleştirebildi.

Alevilerin Hacı Bektaş’a ilgisini devlet kendisi açısından bir fırsata çevirmeye çalıştı. Vermek istediği mesajları buradan vermeye başladı. Hacı Bektaşı Veli üzerine çeşitli araştırmalar, dergiler ve kürsüler kurarak yeni bir Alevilik üretmeye çalıştı. Devletin sunduğu Hacı Bektaş ile Alevilerin tanıdığı, bildiği, inandığı, izlediği Hacı Bektaş arasında dağlar kadar fark vardı. 

Zamanla kurulan Alevi kurumları durumu sorgulamaya ve itiraz etmeye başladılar. İki binli yıllara doğru etkinliğin içeriğinin doldurulması için organizasyona dahil olup inisiyatif almak istediler ancak kabul edilmedikleri gibi bin bir hakarete maruz kaldılar. Böylece iki binli yıllardan sonra itirazlarını yükseltmeye ve alternatif etkinlikler yapmaya başladılar. Artık yavaş yavaş devletin ve belediyenin organizasyonu sönümlenmeye doğru gidiyor. Bu yıl ki organizasyon da sonbahara alındı. Demek ki Alevi kurumlarının ısrarlı çabaları sonuç vermeye başlıyor ki devletin etkinliklerinin artık toplumda bir karşılığı kalmıyor. Bu olumlu gelişmeyi görmezden gelmeden başka sorunlara da bakmakta fayda var.

Örneğin yaz boyunca her hafta sonu belediyelerin tahsis ettiği ulaşım araçlarıyla Hacı Bektaş’a on binlerce insan giderken Dersim festivali yasaklanıyor.

Dersimdeki ziyaretlerin ve Alevi ocaklarının bulunduğu bölgelere giriş yasakları konuyor. Dersimdeki etkinlilere ve ziyaretlere belediyelerden ulaşım desteği bulmak oldukça zorlaşıyor.

Alevi örgütlerinin ve toplumunun bu çifte standarda hayır demesi gerekmez mi?

Hacı Bektaş-ı Veli’nin birkaç sözüyle bitirelim

“Dili, dini, rengi ne olursa olsun; iyiler iyidir.”

“Adalet her işte, Hakk’ı bilmektir.”

“Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, tacda değil. Her ne ararsan ara kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değildir.”

 

  1. Halvet: Tenha, sessiz ve kapalı yer. Tanrıya tapınmak için kapanılan hücre
  2. Hamo Dede: Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Mehmet Büyükşahin. 1997 yılında Adıyaman Bulamda Hakk’a yürüdü
  3. Haçovalılar: Malatya merkez ve bağlı köylerde yaşayan Üryan Hızır Ocağı talipleri
Bu haber 52 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
ABD’nin 2016 Dini Özgürlükler raporunda Türkiye’ye yönelik çok sayıda eleşt..