Bir yazımda, Barış Elçilerinin Maxmur’dan dünyaya ve bölge kamu oyuna sürece ilişkin vereceği bilgilerin, Güney yönetimince yasaklanmasını eleştirmiştim. Tabi bu yasağa hangi amaçla baş vurulduğu ve nasıl bir mesaj olarak anlaşılması gerektiği şeklinde soruda yöneltmişim.
Fırat Haber Ajansının konuya ilişkin haberi, bu kararın Kürt iradesi sonucu alınmadığı, Arap ağırlıklı Bağdat hükümetinin bir kararı sonucu bu uygulamaya gidildiğini öğrendim.
Dün iradeleşmeye çabalayan Kürt yapılanmasının, İrade olma sürecinde hangi değerlere saygılı olması gerektiği noktasına değinmiş, ama Kürt ulusal birliğine zarar veren her karar ve davranışın aynı zamanda Güney yönetiminin kendisine karşı işlemiş bir yalnış olacağını belirtmiştim. Böyle bir hatanın, hangi ‘diplomatik’ ve ‘siyasi’ hesapla yapılırsa yapılsın, bütün Kürtlerin mahfına hizmet edeceğini belirtmiştim.
Dün Maxmur’da baş vurulan yasakçı mantığın Kürt İradesinin anlayışı ve politikası olmaması elbette rahatlatıcı bir durum. Ama öte yandan en az bu durum kadar rahatsız edici olan, gelişmenin hangi iradi baskı sonucu gerçekleşmiş olmasıdır.
Niçin rahatsız edici?
Rahatsız edicidir çünkü, Kürt iradesi kendi içişlerinde dahi söz sahibi olamıyor... Mevcut statü dokunulmaz bir statüden ziyade, her zaman merkezi yapının müdahalesine açık oluyor... Dış politika dışında bütün iç işleyişinde bağımsız olması gerekirken, iç işleyişte de bağımlı oluyor... Merkezi yapı Özerk yönetimi yönlendiriyor... Özerk yapı merkezi yapının direktiflerine boyun eğiyor..
Bütün bu gelişmeler, Kürtlerin Özerkliğinin üçüncü derece bir Özerklik statüsüne işareti oluyor. Bu tür Özerk yapılar iç işlerinde de merkeze yarı bağımlı olurlar. Ama en vahimi ise, merkezi yapı Özerklik haklarını, ‘’genel çıkarlara aykırılık’’ adı altında, uyduruk gerekçelerle fesetme yetkisini heran kulanabiliyor.
Özerlikte üç statü vardır. Birinci statü devletleşmeyide hedefler... Baskların son 30 yıllık silahlı ve demokratik mücadelesi bu statüyü elde etmek için olmuştur. Zira basklar ikinci tür statüde bir özerkliğe sahip. Yani dış politika harıç, içerde bütün ulusal haklara sahiptirler. Maliye, Eğitimden güvenliğe kadar. Üçüncü katagorideki statü ise yukarıda belirtildiği gibi iç işlerinde de yarı merkezi yapıya bağlı. Bu statü Özerklikte en zayıf statüdür.
Kürtlerin elde ettiği statü, olağan üstü koşulların yarattığı boşluklar sonucu ortaya çıkmış statüdür. Bu avantajın dezavantajı ise, elde edilen hakın sağlam temellere oturtulmamış olması. Olağan üstü durumun muğlaklığı, oluşan yeni sosyal ve toplumsal formlarada yansıyor. Bir anlamda, bu yapılanmaların geleceği bölgedeki hakim gücün geleceğiyle yakından ilişkilidir. Alana müdahale eden egemen güç, şayet güçlü bir konsesusla bölgeye hakim olursa, o zaman bazı yeni oluşumları feda etmekten kaçınmayacaktır. Bu açıdan, ‘yeni’ oluşumları sağlam yapılara kavuşturmaktan ziyade, her zaman müdahaleye açık yapılanmalar olarak tutuyor. Kısa mantık şu: Süreç içinde genel yapıya hakim olacak güç partener alınacak, diğer yapılanmalar onun emrine sokulacak. Diğer yapıların varlığı korunacak, çünkü güçlenen partnerin ilerde ne yapacağı beli olmaz. Bu açıdan, bu tür bölgelerde kimin ne kadar ve ne zamana kadar ‘güvence’ altında olduğu bilinmez. ‘Güvencenin’ denklemi, yukardaki pratik politik mantık hesaplarına göre yapılıyor.
Böyle kaygan ve her an ayak altındaki buzun kırılma tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu alanda, Kürt yapılanmasının tek bir güvencesi vardır. O da ulusal birlik. Ulusal birlik derken Kürdistanın dört parçasındaki ulusal birlikten ve diasporadaki Kürt yapısından bahs ediyorum.
‘Yeni’ dünya sistemi, 20. yy’lın ‘’Böl Yönet’’ politikası yerine, ‘’Böl ama güçlü merkezi yapılar yarat ve oradan yönet’’ politikasını hakim kılmaya çalışıyor. Küçük yapılanmaları ve örgütlenmeleri el altında tutmakla birlikte, esas olarak bölgede kendisiyle tam işbirliği içinde, egemen olabilecek ve hükmedecek siyasi yapılanmaları oluşturmaya çalışıyor. Yani Finans Kapitalin ‘yeni’ konsepti, kendisiyle tam uyumluluk içinde olacak belirli merkezlerle bölgeyi denetim altında tutmak. Bu konseptin uluslararası verziyonu ise, G8 ve en geniş yapısıyla G20’ler oluyor. Bu kulüpte yer alacak olan Finas Kapital devletleri ve onlara tabi olan çevrelerle dünyanın ‘yeni’ egemenlik merkezi oluşturulmaya çalışılıyor. Bu konseptin başarılı olup olmayacağı ayrı bir konu. Bu kadar çelişki ve çıkar çatışmalarının hüküm sürdüğü bir dünyada bu konseptin öyle kısa sürede gerçekleşme şansı yok. Fakat onlarda zaten kısa vadeli bakmıyor bu işe...
Kürtlerin içinde bulunduğu ortamın koşullarına dönersek, Orta Doğunun ve dünyanın ‘yeniden’ dzayn edildiği bu sürece Kürtler parçalı girmek zorunda kalmış. Bu dezavantajı avantaja çevirmenin tek koşulu olan ulusal birlik hala yaratılmış değil. Bu yönlü çabalar Kuzeyli Kürtlerin örgütlü iradesi tarafında gündeme taşınmışsada,özellikle Güneyin çekinceleri sonucu, hep askıda kalmıştır. Güney, bu erteleme siyasetiyle her gün Kürtlere bir şeyler kaybettirdiğinin ya farkında olmamış, yada dar politik hesap ve siyasi öngürüsüzlükten kaynaklı hesaplar üzerinden hareket etmiştir. Öyle veya böyle bu Kürtlere kaybettiriyor.
Bölgedeki durumlar oldukça hızlı değişim ve yeni oluşumlara müsait. Dün avantaj olanın yarın dejavantaja dönüşmeyeceğini kimse garanti edemez. Kürtlerin bu kadar rahat hareket etmesi ve zamanı bu kadar bol harcama lüksü hiç yok. Zaman tarihsel öncelikler, devlet, ülke v.b., sahip olan güçlerden yana işliyor. Kürtlerin kaçıracağı her tarihi fırsat kendilerine ölümcül silah olarak geri dönecektir. Bu tarihi sorumluluk Kürtlere ulusal birlik çalışmalarını hemen, ama hemen şimdi başlatmaları gerektiğini dayatıyor. Bu çalışma öyle yıllara yayılmamalı. Bu, köleliğe teslim olmanın başka bir verziyonu olur ki, ne Kürtlerin gelecek nesilleri, nede dünyanın ilerici insanlığı bu sucu af etmez! Ulusal birlik derhal oluşturulmalı. Bunu engelleyen hiç bir ciddi sorun mevcut değil! Dış dünya bu gelişmeyi selamlar. Uluslararası Finans Kapital dahi bu gelişmeyi hem ciddiye alır hemde müdahale etmez. Kürt ulusal birliğini yaratıp yaratmamak sadece Kürtleri temsil eden iradelerin elindedir.
Burda sorulması ve cevaplanması gereken soru şu: Kürtler irade olmak istiyormu istemiyormu? Şayet kölelikten çıkıp medeni halklar ailesi içinde yer almak istiyorlarsa, Kürtlerin ilk görevi kendi evinin içini düzenlemek olmalı. Bütün Kürtlerin iradesine dayanan bir yapıyla dünya karşısına çıkmak, hem Siyasette, hem Diplomaside, hemde Politikada Kürtlere kazandıracaktır.
İrade olmak ulusal ve toplumsal mutakabat ve birliğin temsiliyetinden geçer. Kürt ulusal ve Kürdistan ulusal birliğine dayanmayan hiç bir güç, Kürtlerin temsiliyetini haketmiş sayılmaz. Bu, dış dünyada da böyle değerlendiriliyor.
Kürtlerin irade ve söz sahibi olmasının tek şansı ulusal birlikten geçiyor. Birleşik bir ülke yaratılmadan da buna ulaşmak mümkündür. Sadece Kürt temsiliyeti üzerinde yükselen Kürt siyasi yapılarının bunu istemesi gerekiyor. Elde edilecek muazam toplumsal kazanımlar için, siyasi yaplanmaların kendi bazı parti çıkarlaraından, ulusal çıkarlar adına feragat etmesi çokmu zor?
Bu yazı toplam 38 defa okundu.