Okuduğum son kitaplardan, şiir dergilerinden, o dergilerdeki şiir ve şiirle ilgili yazılardan söz etmeyi düşünüyordum bu yazıda. Ancak gündem o kadar yakıcı ve hızlı ki, ister istemez beynin frekansı anında yön değiştirip, gündeme kilitleniyor. Günlerdir televizyon ve gazeteler kendi dilleri ile neler olduğuna dair sunumlar yapıyorlar. Doğal olarak manşetler de bu ahval üzerine atılıyor. Ateşin yaktığı yerler, tek taraflı bir dille, acıtılarak ve kanatılarak sunuluyor.
Çözüm diline katkı sunulur gibi yapılıyor davet ettikleri akil bilinen adamlarca. Oysa katkı yerine hep çözümsüzlük üretiliyor. Reyting düşüncesi tek amaç olunca, tartışma programlarında karşıt görüşlerin savaşı yaşanıyor. Bu nedenle çözüm yerine kavga, barışın dili yerine savaşın dili öne çıkıyor sürekli. Elbette karşıt görüşlü insanlar olmalı. Ama olacaksa da bu işlere kafa yormuş insanlar olmalı. Siz bir asker emeklisi, bir özel tim emeklisi, bir eski bürokratın karşısına bu meselelerle kafa yormuş bir aydını çıkarırsanız, buradan iyi bir reyting sonucu yakalarsınız, başka bir şey değil.
Et ve tırnak meselesi denir. Her yerde bu sözcük kullanılır. Konuşurken de yazarken de üstüne basa basa ‘et ve tırnak gibiyiz’ sözü her daim ve ısrarla kullanılır. Türk ve Kürt, et ve tırnak gibi iç içe geçmiştir denilir. Kardeşiz denilir. Yürekten katılıyorum. Et ve tırnak gibiyiz, aynı zamanda kardeşiz. Ama kardeşlik uygulamada tekme tokat atılan üvey evlat haline geliyorsa, nasıl bir kardeşlik olduğunu düşünmemiz gerekmez mi?
Hemen iki basit öneri ile kardeşlerime selam gönderiyorum. İlkini daha önce de yazmıştım. Tekrar yazıyorum. Dünyanın bütün Türki destanları, Kültür Bakanlığı ve onun destek verdiği ya da devletin diğer kurumlarınca günümüz Türkçesine orijinal dilleri ve yazım halleri ile birlikte yayınlanmıştır. Et ve tırnak gibi birbirlerine bağlı olan, yanı başınızdaki kardeşlerinizin de büyük edebi eserleri, ölümsüz destanları var. Meselâ Ehmedé Xanî’nin ölümsüz eseri ‘Mem û Zîn’i hem Türkçe hem de Kürtçesi ile yayınlarınız arasına almanız, almakla kalmayıp, yayınlamanız niye bugüne kadar düşünülmemiştir? Ya da kardeşliğe böylesine içten vurgu yapan kanalların yayınları, bu büyük eseri yayınlamayı neden düşünmemişlerdir? Büyük Kürt şairlerinin Divan’ları var. Onlardan bir seçme yapılıp yayınlanamaz mıydı bugüne değin?
İkinci olarak hep şunu düşünmüşümdür. Neden Tunceli, Hakkari, Mardin Artuklu Üniversitelerinde Kürt Dili ve Zaza Dili üzerine bölümler kurulur ya da dersler verilir. Madem böyle bölümler kurulabiliyor, gelin bunları Ankara, Boğaziçi, Odtü, Ege, Üniversitelerinde yapalım. Özel Üniversiteler de böyle bölümleri düşünsünler. O zaman kardeşinizin heyecanı üçe, beşe, ona katlanmaz mı?
Uygun koşulları beklemekle bir şeylerin ilerlemesi mümkün görünmüyor. Bazen de bazı şeyleri zorlamak gerekiyor. Koşulları uygun hale getirmek gerekiyor. Kültür Bakanlığı, kardeşlerinin ölümsüz destanlarına, büyük eserlerine kapılarını açmalıdır. Ehmedé Xanî, Feqîyê Teyran o kapıdan dünyanın en önemli edebiyatçıları olarak geçeceklerdir. Zaten Fuzulî ve Hayyam’la dostlukları vardır. Cem Sultan’da dahil olmuştur sohbetlerine. ‘Ol dem kanı ki mesken idi eşiğün Cem’e/ Hayfa ki geçdi bilemedük ol hoş zaman idi’. Mevlana, Şems-i Tebrizi de yanlarındadır. Şimdi Mezopotamya’da Dicle kıyılarında bir türkü tutuyorlar Pir Sultan’ın bağlaması eşliğinde. Bu koroyu görmek ve anlamak gerekiyor. Bu sohbete dahil olmak gerekiyor. Zor olacağını da düşünmüyorum. Dicle kıyısına çöküp birer dizeleri ile eşlik etmek mümkün. Yeter ki o dizeleri ortaklaştırmanın yollarını açalım. Her şey mümkündür bu dert ve iksir dünyasında. Değil mi?
Bu yazı toplam 131 defa okundu.