Halkların tarihinde unutulmaz sarsıcı günler vardır. Bu günler büyük dönemeçleri, bir alt-üst oluşu ve kırılma noktasını da bağrında taşır ve zamanla halkların belleğine silinmemecesine kazınır. Bugünlerde o sarsıcı günleri çok ağır bir biçimle yaşıyor ve tanık oluyoruz…
Ülkenin dört bir yanında Kürtlere yönelik gerçekleştirilen ırkçı, ayrımcı ve nefret söylemi içeren saldırılar kaygı verici bir boyut kazanmaktadır. Bugüne kadar uygulanan ve her açıdan ağır yıkımlara, büyük acılara yol açan, Kürt sorununu “terör ve asayiş” sorununa indirgeyen, çözüm için ise “imha ve şiddet politikalarından medet uman anlayışlar şoven ve milliyetçi söylemlerin dozunu fazlası ile artırmıştır…
Hükümetin Kürt hareketini tasfiyeye yönelik tutum ve politikaları, statükocu güçlerin ırkçı, milliyetçi ve ayrımcılığı ile birleşince ortaya korkunç linç girişimleri çıkıyor. Aslında son günlerde yaşananlar bir sonuç, çok yakın zamanda bunun sinyalleri verilmişti, Dolapdere’de çekilen silahlar, Muş Bulanık’ta iki kişinin öldürülmesi, Mersin’de Kürt öğrencilere yönelik linç girişimleri, mevsimlik Kürt işçilerine yapılan ayrımcı uygulamalar, Muğla’da üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un faşistler tarafından öldürülmesi…
Bugün ise devamında İnegöl ve Dörtyol’da yaşananlar ayrıca Erzurum’da Digor’un, Dağpınar beldesinin BDP’li belediye başkanı Ayhan Erkmen’in linç girişimine maruz kalması ve Erkmen’in arabasının tanınmaz hale gelmesi, hükümetin Kürt sorunundaki tutarsızlığı ve beceriksizliğinin sonucudur.
Kinin, öfkenin olduğu bir yerde barıştan söz etmek çok mümkün değildir.
Gelinen nokta, amaçlanan hedefler, düşünülen eylemler ve gidilen yol, yol değil…
Felakete gidiyoruz, uçuruma sürükleniyoruz…
Bugün yaşananların1955 yılındaki 6-7 Eylül olaylarından hiçbir farkı yok, o zamanda bir gecede Ermenilere ve Yahudilere ait yüzlerce iş yeri imha edilmişti ve o insanların bu ülkeyi terk etmesi için her türlü tehdide girişilmişti. Yine Çorum’da, Maraş’ta Alevilere yönelik yapılanlarda hiç farklı değildi, bir gecede Alevilere ait evleri işaretleyerek çirkin eylemlerini kolaylaştırmışlardı. Yine 77 yılının 1 Mayıs’ında benzer sahneler yaşanmıştı.
Bütün bu yaşananlar birilerinin düğmeye basıp kışkırtması ile oldu, bugünde kimin kafası bozulsa, sokakta kim “bu PKK’li” ya da “terörist” dese hemen gruplar toplanıyor ve linçe başlıyor.
Bugün Türkiye halkının büyük bir kesimi neden faşistleşti?
Toplumu bu hale kim, neden getirdi?
Bu etnik temizlik zihniyeti yeni mi gelişti?
Sorumlular nerede?
Görülen o ki bu bildik sistem devam ettirilmek isteniyor… Herkesin bildiği aşikâr olan, birçok faşist saldırının örgütlenmesinde devlet görevlilerinin, hatta bugün siyaset yapan bazı kadroların görev aldığı artık bir sır değil. Hatay valisinin , “vatandaşlarımızda oluşmuş bulunan infial anlayışla karşılanmaktadır” söylemi neyin desteğidir?
İnegöl, Dörtyol, Erzurum ve başka yerlerde yaşanılan linç girişimleri, Türkler ve Kürtler arasındaki ortak tarihsel geçmişi tahrip etmekte… Kosova da yaşanılanları unutmamak gerekir. Sırplarla savaşan ve onlar tarafından sürülmek ve halk olarak yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kosova Arnavutlarının, özerkliğin her türlü hakkına sahip oldukları zaman bile, Sırplarla bir arada yaşamaları zordu. Tamda bu noktada Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü koruduğunu zanneden zatların bunu bir an önce anlamasında yarar var, aksi halde “biz kardeşiz, tavuklarımız birbirine karışmış” retoriklerinin hiçbir anlamı kalmayacaktır…
Bu yazı toplam 319 defa okundu.