Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ercan CENGİZ
cengiz.ercan22@hotmail.com
Bohçanın Dört Ucu
08 Temmuz 2010 Perşembe Saat 18:24

Katıldığı bir televizyon programında ‘ilk defa bohçanın dört ucu bir araya geldi’ diyordu Hükümet Sözcüsü Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek. Bohça dediği Kürtlerin yaşadığı dört ayrı devlete serilmiş ve dört ayrı devlet temsilcileri ile ilk kez bu günlerde Kürtlere karşı hemfikir olmuş, ‘terörün kurutulması’ için arkalarına ABD gibi bir gücü alarak top yekûn bir savaşla bu ‘iş’in üstesinden geleceklerinin hesabını yaptıklarını titiz seçilmiş kelimeler arasından anlıyoruz. (ABD’nin, Vietnam’daki durumunu biliyoruz, ve yakın zamanda da saplandığı Irak’tan nasıl çıkacağı biraz İsrail, biraz Türkiye eliyle olacağı ya da batacağına benziyor, bu durumda ‘bohça’ ne olacak?)

 

Üst bürokratları saymazsak işçisiyle, memuruyla, askeri-polisiyle Türkiye Kürtleşti. Kimilerine göre 30 milyon, kimilerine göre 40 milyonu aşan bir halkın bin yıllardır yaşadıkları toprakta, özgürleşmeye doğru giden halka karşı teslim alınma hesapları yapıladursun, alttan alta hızla gelişen işsizlik, yoksulluk Türkiye’nin büyük kentlerini vuracağa benziyor. Zorla kabartılan milliyetçi dalgalar bu sorunu ne kadar gölgesinde tutacak? Bilinçli bir şekilde kabartılan bu milliyetçi dalga karşıt dalgayı beslerse ne olacak?...

 

Türkiye ayağında önce iktidar partisinin başkanı Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanıyla birlikte sınırdaki bir sipere alındı, (Başbakan olmasından kaynaklı olsa gerek, siperde çökertilerek basına poz verdiler) hemen ardından çiçeği kulağında Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu da aynı sipere alıp (muhalefet olması ve çiçeği kulağında olmasından kaynaklı olsa gerek) birlikte ayakta poz verdiler. Poz alıp vermelerin yeni olmadığını biliyoruz, poz alanın da verenin de bir hesabı var : İlk akla gelen şey tam takır Genel Kurmayın arkasında olunduğu ve dolayısıyla savaşa tam takır gidecekleridir. Bir başbakan, kurumunun bir başkanının emrine giriyor, ‘vurabildiğince vur, arkandayız’ diyor ve aynı sözü Ana muhalefet lideri de tekrarlıyor, ‘evet arkandayız, kuşkun olmasın’ diyor.

 

30 yılı aşkın bir zamandır süren ve 40 bini aşan ölümleri ‘düşük yoğunluklu savaş’ olarak değerlendiren bir sistemin siyasetçi ve kalemşorları bu görüntünün ‘düşük yoğunluklu savaş’la ilgisini sorgulamıyor, rakamlarla anılan 40 binin üzerindeki ölümleri, milyarlarca dolarla beslenen tank ve bombaları sorgulamıyor. Devletin hangi ve kaç savaşta (resmi tarih kayıtlarında zaferle taçlandırdığı) bu kadar kayıp ve yaralı verdiğini, bu kadar paranın savaşa aktığını… ve bu kadar zamana yayıldığını da… ve ilginçtir niye hâlâ ‘savaş’ değil de ‘düşük yoğunluklu savaş’tır deniyor. Her türlü silah kullanılıyor, yedi yaşındaki çocuktan yetmiş yaşındaki dedeye, nineye kadar her türlü baskı uygulanıyor, Kürt coğrafyası katlediliyor –ormanlar yakılıp, barajlarla çöle çevriliyor- tarım ve hayvancılık yerle bir ediliyor, Türk ve diğer halklardan yoksullar iyice yoksullaştırılıp ekmeğe muhtaç hale getiriliyor… Peki neden?...

 

Bohçanın ikinci kısmına bakalım, bildiğimiz gibi bohça sırtta rahat taşınabilecek, içine öte-beri doldurulmuş bezden ibaret. 40 milyon insanı diyelim böyle bir bohçaya aldınız, sormazlar mı nereye ve nasıl taşıyacaksınız diye… Diyelim ki konsensüsle ‘vur, öldür, teslim al’ dediniz, on yıl, yirmi yıl, elli yıl… peki sonrası ne olacak?... Öldürmekle sonuç alsaydı en yakın tarihiyle Hitler alırdı.

 

Bohçanın üçüncü kısmına gelelim : Bohçanın dört parçasını bağladınız, birine de verdiniz taşıması için… kimin nereye kadar taşıyacağı belli mi?... ABD’nin ilelebet bu pozisyonda kalacağını, destek olacağını mı?... Diğer uçları elinde tutanların tutumlarının böyle süreceğini mi?...

 

Bohçanın dördüncü kısmına gelince Kürtler, bin yıllardır üzerinde yaşadıkları topraklarının kıymetini anlamış, dünyanın dört bir yanında neler olduğundan haberdarlar. Atalarının yaptığı gibi ‘beylikler’ alıp, komşusunu kendine köle yaparak iktidarlara hizmet etmeyeceklerini her dilden söylüyorlar.

 

Savaş ne kadar kirlenmişse siyasette o kadar kirlenmiştir. Şu var ki kiri kirle yıkamak sudan mahrum yerlere aittir. Kürtlerin yaşadığı coğrafya ise yer altı ve yer üstü zenginlikler bakımından uluslar arası sermayenin daha çok dikkatini çekeceğe benziyor. Küresel ısınma karşısında yakın zamanda sermayenin Fırat – Dicle havzasına göz koyması abartılacak bir durum olmayacaktır. Sermayenin karakteri gereği bu böyledir. Aynı sermaye çevreleri bugün bölgede Kürtlere karşı olanların yanında saf tuttuklarına bakıp aldanmamak gerek, bu çevreler, bohçayı elinde tutan çevrelerden bohçayı alıp boylu boyunca yere serebilir, ‘şu kadar yüzölçümü, şu kadar nüfusu, şu kadar yer altı-yerüstü kaynakları, şu kadar tarihi yerleri ile işte burası Kürdistan’dır’ diyebilirler çıkarı gereği…

 

Gerek iktidar partisi gerek muhalefet partileri önümüzdeki seçimlere oynuyorlar, yeri geliyor şov yapıyorlar yeri geliyor başka bir şey… Hiç kuşku yok ki karanlık odalarda daha çok ölümle daha çok yoksulluk üzerine dans ediyorlar. Dans etmiyorlarsa iktidarı – muhalefetiyle yaygarasını yaptıkları bunca ‘açılıma’ rağmen Genel Kurmay Başkanıyla çıktıkları mevziden ‘yeter, artık kan akmasın’ diyemezler miydi?... Görünen o ki, Eylül başına kadar cenazeler artarak devam edecek, siyasi temsilcilere yönelik de ‘faili meçhul’ler kapıda…

Bu yazı toplam 122 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Yüksel MUTLU
YANGIN
Mustafa ŞEN
ZULME DİRENMEK
Ercan CENGİZ
Evet – Hayır
Lerzan JANDÎL
Ronîşe kafir! Sifir
Esra ÇİFTÇİ
Çük muhabbeti…
Hasan SAĞLAM
MINETE
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım