CHP tarihi ile ilgilenenler Şeflik geleneğinin M. Kemal ile başladığını bilirler. M. Kemal “Ebedi Şef” olarak ölünceye kadar CHP Genel Başkanıydı. M. Kemal’den sonra “Milli Şef” olarak İsmet İnönü, ölümünden kısa bir süre önceye kadar CHP Genel Başkanlığı görevini sürdürdü. “Milli Şef” İnönü kongre ile görevi Bülent Ecevit’e devretti, ama 12 Eylülün anti demokratik yasalarıyla Deniz Baykal şef olarak yandaşlarını parti yönetimine aldı ve devlete hakim olan ittihatçı geleneği etkili biçimde sürdürdü.
Baykal’ın toplumsal muhalefetin bastırılmasında çok önemli bir işlev gördüğü yadsınamaz. Artık öyle bir noktaya gelindi ki Baykal işlevsizleşti, sistem nefessiz kaldı. Devletin yapısal ve yönetsel işleyişinde etkili olan CHP, mevcut siyasetiyle bu gün fazla işlevli olamıyordu. Bu nedenle Deniz Baykal gönderildi ve CHP reorganizasyona tabi tutuldu. CHP’nin yeniden organizasyonu toplum içerisinde yankı bulmalıydı. Bu anlamda en uygun fügür olarak Kemal Kılıçdaroğlu öne çıkarıldı ve CHP’nin yeni Genel Başkanı yapıldı.
Bu ülkede muktedir olan, siyasete yön veren güçler neden CHP’nin başına başka bir kişiyi değil de, Kürt ve Alevi, üstelikte Dersimli (kendisi bunu ifade etmese de) olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu tercih ettiler?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa getirilme nedenlerinin başında sistemle problemli olan Alevilik, yine sisteme karşı gelişen toplumsal muhalefetin, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin temel dinamiğini oluşturan Kürt halkını yeniden sisteme entegre edilmesi gelmektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması özellikle başta Kemalistler olmak üzere bazı Dersimlileri de heyecanlandırmaktadır. Kemalistleri bir tarafa bırakalım, ama Dersimlilerin heyecanlanmasını, umutlanmasını gerektiren nedir? Dersimli birinin umutlanması için Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olması yetiyor mu?
Kemal Kılıçdaroğlu, “M. Kemal’in, İsmet İnönü’nün, Bülent Ecevit’in ve Deniz Baykal’ın oturduğu koltuğa oturuyorum” derken, CHP geleneğinin devam edeceği mesajını veriyordu.
Bu ne anlama geliyor?
Bu, CHP’nin inkârcı, asimilasyoncu ve katliamcı geleneği devam edecek demektir. Devletin asimilasyon ve katliam siyasetinin sorunsuz uygulanması için Kürtler ve Alevileri umut yaratarak uyutmak gerektiriyor. İşte Kılıçdaroğlu ile bunu yapmak istiyorlar. Bazı Alevilerin, bazı Dersimlilerin umutlanmasının arka planında kendi katillerine sevdalanacak, aşık olacak kadar Kemalist zihniyetin, Kemalist ideolojinin esiri olmak yatabilir mi? Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesine sevinenler, “başta Kürt sorunu olmak üzere CHP’nin Alevilere ve emekçilere karşı izlediği yanlış politikaların değişeceğini” söylemektedirler, hatta bazıları bundan emin konuşmaktadırlar. “Kemal ağabey bunların hepsinin farkındadır” diyorlar. Deniz Baykal ülke sorunlarının farkında değil miydi? Deniz Baykal ve CHP kurmayları Kürt, Alevi ve emekçi sorunlarını çok iyi biliyorlardı, bildikleri için de hak, adalet, eşitlik ve özgürlük talep eden bu toplum kesimlerini şiddetle bastırmak için uğraşıyorlardı. Deyim yerindeyse adeta savaş yürütüyorlardı.
Şimdi sormak lazım:
CHP’nin Kürt politikası değişti mi?
CHP’nin Alevi politikası değişti mi?
CHP’nin işçi, memur ve emeklilere yaklaşımında değişiklik oldu mu?
Hayır!
CHP’de kötü olan sadece Baykal mıydı? Baykal gidince ve yerine Kılıçdaroğlu gelince, bir çırpıda her şey değişti mi?
CHP’de değişim bu kadar kolay mı?
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin ideolojisini, onun siyasal çizgisini değiştirme düşüncesinde midir?
Düşünse bile (ki öyle bir düşüncesi olduğuna dair her hangi bir işaret yok) bunu nasıl gerçekleştirecek?
Eğer böyle bir düşüncesi olsaydı kadrosunu ona göre kurardı. Bakın Parti Meclisi’ne, içlerinde değişime açık bir kadro var mıdır? Parti Meclisi’ni incelerseniz statükonun devamından yana olanlardan oluştuğunu görürsünüz. Baykal’dan sonra en etkili ve CHP içinde ittihatçı çizginin temsilcisi olan Önder Sav tekrar Genel Sekreter oldu ve hala işin başındadır. Kılıçdaroğlu’nu genel başkan yapan kişi olduğunu da unutmayalım.
Kılıçdaroğlu, Kurultayda yaptığı konuşmada Kürt sorununa yönelik yeni bir politika ortaya koymadı, yeni bir yaklaşım sergilemedi. Kurultay’da Kürt sorununa ilişkin yaklaşımını “aç kalan ya dağa, ya da mafyaya gider,” diye ifade ederek, çözüme” yönelik olarak da “bölgeye fabrika yaparak, istidamı geliştirecek”lerini söyledi. Bunu Bülent Ecevit 50 sene boyunca söyledi. Kürt sorunu, Alevi sorununu çözdü mü, çözebildi mi? Çözemedi. Kılıçdaroğlu da bu anlayışla çözemez. Çünkü sorunlar (Kürt ve Alevi sorunu) ekonomik nedenlerden öte siyasidir. Elbette sorunun ekonomik boyutları da vardır. Ama ekonomik boyutu da oluşturan devletin Kürt ve Alevileri geri bırakma politikasıdır.
Bölgede yoksulluk bir devlet politikası olarak uygulanmakta ve üst düzeydedir. Buna rağmen Kürt halkı her eylemde siyasal taleplerini dillendiriyor. Üzerine tanklar, panzerler sürüldü, coplandılar, kurşunlandılar, ama bir gram siyasal taleplerinden geri adım atmadılar. Siz hiç Kürt halkının (keza Aleviler de öyle) eylemlerde iş, yol, okul vb talepleri dillendirdiğini duydunuz mu? Ama istisnasız her eylemde dilini, kültürünü ve kimliğini istedi, özgürce yaşamak istediğini dile getirdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, Kürdün, Alevinin siyasal talebini dile getirdi mi? Nasıl çözeceğini açıkladı mı? Çözüm yok. Aslında var. Kılıçdaroğlu’nun “çözümü” çözümsüzlüktür. Kürde, Aleviye karşı savaşa devamdır. Sistem Baykal’la teşhir olan, iflas eden devletin tasfiye politikasını Kılıçdaroğlu ile “yeni” diye, çözer gibi yaklaşarak, ama özünde devletin 86 yıllık inkâr ve tasfiye politikasının başka bir yöntemini devreye sokmak istemektedir.
Kürt sorunu çözülecekse kuşkusuz bunun adresi AKP değil, CHP’dir. Oligarşik erk eğer ülkenin temel (Kürt ve Alevi) sorunlarını çözmek isteseydi, Alevi ve Kürt birini Genel Başkan yapmanın yetmeyeceğini bilirlerdi. CHP’nin başına bir Kürdün getirilmesi çözümden çok çözümsüzlüğün devam ettirileceğine işarettir. Bu da önümüzdeki dönemde savaşın daha da tırmanacağı anlamına gelir.
Bu savaşta Kılıçdaroğlu’na ve partisine daha çok görev verilecektir. Eğer CHP ilk seçimlerde AKP’nin önüne geçebilirse Kürtleri ve Alevileri inkâr ve imha savaşı Kılıçdaroğlu’nun eliyle sürdürülecek demektir.
Cumhuriyet döneminden günümüze kadar yapılan bütün Kürt ve Alevi katliamlarının CHP iktidarı döneminde yapıldığını unutmamak gerekiyor.
Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye bir halk deyimi vardır, bu deyimi en çok Kılıçdaroğlu ve CHP’ye umut bağlayanlar hatırlamalıdır.
Bu yazı toplam 254 defa okundu.